Kimi der ki kadın Uzun kış gecelerinde yatmak içindir. Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir, Boynumda taşıdığım vebalimdir. Kimi der ki hamur yoğuran, Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, Ne ayal, ne vebal O benim kollarım, bacaklarım Yavrum, annem, kızkardeşim, Hayat arkadaşımdır.
Nazım Hikmet Ran
Herhangi bir şiir dizesinden gerçeğe dönüş yapmak zordur. Oysa sözkonusu dizeler hayatın tam da içinden geçiyorsa üstelik bir de ruhunuzun ta derinliklerinden konuşmuşsa, gerçekle kucaklaşmanız an meselesidir. Tıpkı Nazım ustanın bu şiiriyle, günümüz gerçeklerinin örtüşme ve ayrışma noktaları gibi..
* Son 7 yılda 4 bin 190 kadın öldürüldü.
* 2005-2011 arasında namus davası, yoksulluk, işsizlik, aldatma, evi terk etme, boşanma, cinsel ilişkiye girmek istememe gibi nedenlerle işlenen cinayetlerde, erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakküm talebinin ön plana çıktığı görüldü.
* Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu'da namus üzerinden temellenen söylemlerle aile meclislerinin ve aile hukukunun işletildiği belirtildi.
* 2011'in ilk 8 ayı içinde de 143 kadın cinayete kurban gitti. Yine aynı yıl içinde 76 kadın cana kastedilen saldırıya maruz kaldı. 82 tecavüz vakası mahkemelere intikal etti. Katil zanlılarının yüzde 25'inin 18 yaşından küçük olduğu vurgulanıyor.
* 2011'de 18-30 yaş arası zanlıların oranı yüzde 24, 31-40 yaş arası oranı yüzde 27, 51-60 yaş arası yüzde 18, 61-70 üstü yaş grubu oranı ise yüzde 6 oldu.
* 2011'in ilk 8 ayı içinde Türkiye'de yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarında her 100 kadından 16'sı cinsel şiddete uğradı. En çarpıcı sonuç ise fiziksel ve cinsel şiddet yaşamış kadınların yüzde 88'i, korku, ayıplanma, olayın duyulması endişesi, namus, dedikodu gibi gerekçeler nedeniyle, ne yakın çevresine ne sivil toplum örgütüne ne de devlet kuruluşlarından birine başvurdu.
* 2005-2011 yılları arasında cinayetler en çok 2009'da işlendi.
* 2009'da kadına yönelik taciz vakası 624 oldu.
Ülkedeki siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunların derinleşmesi, şiddetin meşrulaştırılması gibi nedenlerin cinayetlerin artmasına yol açtığı vurgusu ön plana çıkarken, kadına şiddetin artarak devam etmesinde, "egemen ataerkil yapı" ve toplumun kurumlarında şiddeti olağan gören "cinsiyetçi kültür"ün yeniden üretimi büyük rol oynadı.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nce hazırlanan bu raporu değerlendiren psikiyatris ve sosyologların bazı öngörü ve tespitleri ise en az yaşananlar kadar çarpıcı görünüyor.
Şöyle ki ;
a) Kadına yönelik şiddet daha da artacak ve daha kötüye gidecek. Çünkü toplumun insana verdiği değer azalıyor. Yükselen değer insanlık değil çünkü iktidarların projelerinde insan yok. Kadın şiddete maruz kaldığı zaman, belki bir hastalıkla belki bir psikopat ruhla karşı karşıyadır. Profesyonel yardım almalı. Karısı için ölen erkekten karısını öldüren erkeğe geçme izah edilmeden çözüm bulunamaz. / Dr. Hamdi Kalyoncu (Psikiyatris)
b) Yüksek dozda fiziksel şiddet uygulanıyor. Kadına şiddeti önleyecek mekanizmalar çok yakın bir tarihte oluşturuldu. Bugün artık bu konu insan hakları konusu olarak ele alınıyor. Kadına şiddete yönelik istatistikler maalesef yetersiz. Karşılaştırma yapamıyoruz. İstatistiklerin bir yerde toplanması lazım. Kadın dövmenin yanlış olduğunu öğretmek gerekiyor. / Prof. Dr. Nilüfer Narlı (Sosyolog)
c) Toplumsal refah düzeyi, ekonomik kaygılar, tüketim kültürü ve kültürel yapının beslediği bir şiddet olgusu yaşanıyor Türkiye'de. Ayrıca son dönemde yaşanan, insanın "insan" olarak değersizleşmesi ön plana çıktığında şiddet kaçınılmaz oluyor. Tüketim kültürünün ihtiyaç-edinim dengesiyle örtüşmemesi yüzünden erkeğin beklentileri değişiyor ve şiddeti körüklüyor. Maalesef işsizlik başta olmak üzere kadının iş hayatında yerini hak ettiği şekliyle alamaması da aile içi şiddeti arttırıyor. Türkiye'de kadınların yüzde 16'sı istihdama katılabiliyor. / Prof. Dr. Adnan Gümüş (Sosyolog)
Peki bunca yeraltı zenginliklerine sahip Türkiye, bir yanıyla kültür medeniyetlerine kucak açmışken diğer yanını neden hala cinsler arasındaki kin, öfke ve kan'dan soyutlayamaz..? Acaba insanımızın kadına seslenirken kullandığı hitapların bunda etkisi olabilir mi..? Örneğin ; "ulan karı" bir sevgi belirtisi ise veya "yenge, hatun" vay ki ne vay halimize.. Yahu şu kadının bir adı yok mu hala..? Diğer taraftan gelmiş-geçmiş birçok siyasi öznenin bu anlamda ciddi sorumsuzluk örneği gösterdikleri aşikardır.
Unutmadan ; bilinmelidir ki davamız, kadınlarımıza uygulanan şiddetle sınırlı değildir asla.. İnsanın insana kullandığı zulüm üzerinden baktığımızda elbette şiddet mağdurlarının sadece kadınlar olmadığının bilincindeyiz. Hatta bu zulüm sürdükçe yazmaya da devam edeceğiz. Son yıllarda hızla yükseliş gösteren şiddetin, kadınlarımıza daha sıklıkla yönelmiş olması, doğal olarak şu soruyu da beraberinde getiriyor.
Türkiye neden "kadın"a karşı bu kadar öfkeli ve bu kadar acz içindedir..?
Şahsen bilmiyorum ama bildiğim birşey var ki ; annesi sokak ortasında onlarca bıçak darbesiyle öldürülen bir çocuğa, hayatı yeniden sevdirmek hiç kolay değil..
Mine Gültepe 27 Ocak 2012
|