02 Ağustos 2014, Cumartesi Arşiv    İletişim    Favorilere Ekle
Bu site alan adı ve tüm altyapısı ile birlikte satılıktır.
İletişim: 0532 242 92 87
Son Dakika
 
 
YÜZLEŞME- 1 Yorum Yaz   |   Yazdır   |   

Lale Dilligil

info@gaziantephaberler.com
 


“Doğru değil. Hayır, hiç doğru değil, haksızlık bu. Benim tek sorunum kendimi yeterince ifade edememem, iyi anlatamamam. Bu yüzden böyle oluyor.”


Kendisi yakınıyordu ama Adamı tanıyanların genel kanısı şuydu: “Allahtan açık seçik ortaya koyamıyor kendini; öyle olsa bu kadar da arkadaşı kalmayacak.” Yani durumu içyüzünü tam anlamıyla -henüz- çözememiş olanlarla idare etmekte, diğerlerinin zaman içinde neden yavaş yavaş uzaklaştığına da anlam verememekteydi.Ona sorarsanız pekâlâ bir adamdı işte. Orta yaşlarda, yakışıklılığı kendine elverir, işinde gücünde, evine bağlı -en azından karısı öyle biliyordu- bir aile babası, etliye-sütlüye pek karışmayan zararsız bir adam.


Ve işte bu adam, gecenin onbirinde  “Başlarım senin evine de, karına da! Ölüyorum diyorum ulan, badanacına sıçayım!” deyip masayı fırlarcasına terk eden arkadaşının arkasından bakakalmıştı.Akşamüzeri iş çıkışı buluşmuşlar, yıllardır bildikleri bu ara sokaktaki meyhaneye gelmişlerdi. Çağrı, dahası ısrar arkadaşından gelmişti ama masaya oturup rakılar gelene kadar nedenini bilmiyordu. Sonunda sorun anlaşıldı: Karısı iki küçük kızını alıp evden ayrılmış, nereye gittiğine ilişkin de bir bilgi vermemişti. Neredeyse kendini bildi bileli tanıdığı, çok şeyi birlikte yaşadığı arkadaşını hiç böyle görmemişti Adam. Ne zaman bir derdi olsa yanında bitiveren bu koca adamı ağlamaklı, ne yapacağını bilmez, umarsız gördüğüne inanamıyor, dahası bunu görmek de istemiyordu. “Böyle olacağını bilsem bir bahane bulur gelmezdim. Ne yapsam...” diyordu ha bire içinden ve dinler görünmeye çalışıyordu. Ama anlaşılan pek iyi oynayamamıştı rolünü ki birden durdu arkadaşı. “Sen beni dinliyor musun allahaşkına?” dedi.“Hıı.. Tabii, tabii... Bir an dalmışım da...”“Ne gibi yani? Nereye daldın?”“Çok yorgunum biliyor musun... Şu badana öldürdü beni yahu!”Arkadaşının dehşetle büyüyen gözlerine aldırmadan sürdürdü konuşmasını: “Gerçi bütün gün karım uğraşıyor adamlarla ama ev dandini, pis bir koku, her şey her yerde falan... Çekilir gibi değil anlayacağın. Ondan yani...”İşte bunlar arkadaşına söyleyebildiği son sözler oldu. O gittikten sonra da elde rakı kadehi, masanın başında kalakaldı.


“Bırak beni, n’olur bırak artık.” dedi şu bildik ses,“Bak yine yalnız kaldın işte. Bu kez olsun serbest bırak.”

 
Ha bire “Doğru değil, haksızlık bu...” diyor, bir yudum daha alıyordu rakısından. İki saat ve beş duble daha geçti aradan, “Gidersen git ulan! Zaten iki kadehten sonra sapıtmadan bir kere keyifle içebildik mi bugüne dek? Cehenneme kadar!” boyutuna erişti. Yani rahatladı. Daha ayık, asıl önemlisi biraz daha dürüst olsa bunun üzerinde bir an için durup düşünebilirdi ama yapmadı. Olageldiği gibi, yaşamından ardı ardına eksilenlere bir yenisini eklemiş olmak neredeyse keyiflendirdi onu.“Anca varırsın! Sohbetin de bir boka benzemez zaten senin, tabii terk edilirsin. Şimdi kime ağlaşacaksın bakalım, görelim.” dedi, hesabı ödedi -neyse ki diğeri kendisininkini vermişti -, kalktı.


“Yapma! Otur biraz daha. Artık konuşalım...”

 
Duymamıştı sanki, ağır adımlarla çıktı meyhaneden.Arkadaşının arabasıyla gelmişti oraya, epey uzak sayılacak evine de onun bırakmasını planlamıştı, sokağa çıkınca biraz bozuldu. Ne vardı yani, tartışmasalardı şimdi dünyanın taksi parasını vermek zorunda da kalmayacaktı. Ama çare yoktu artık, el etti gördüğü ilk sarı araca, bindi, eve yollandı.


“Yine kimle dalaştın? Suratın allak bullak...” dedi karısı kapıda karşılayıp.“Yok bir şey. Sen bana bir kahve yap, gerisini kurcalama.” dedi Adam. Kurcalasa ne anlatacaktı ki? Karısı nasılsa alışıktı, dert de etmiyordu bu tür olayları, hatta işine geldiği bile söylenebilirdi. Çünkü özellikle birkaç yıl öncesine kadar evde olduğu her akşam kocası bir huysuzluk çıkartır, tatlarını kaçırmayı becerirdi. Kaldı ki Adam biliyordu, yirmi bir yıllık evlilikleri boyunca iki günde bir akşamlarını dışarıda geçirmesinden baştan beri nefret ediyordu karısı ama annesinden gördüğü ‘Anlayışlı Kadın’  imajını korumak adına hep sineye çekmişti. Artık o gençlik günleri geride kalmış, yaşam Adam için de temposunu düşürmüş, daha fazla zaman evde geçer olmuştu. Bu demekti ki kadının yıllar yılı sabırla beklediği ‘yalnızca kendisine ait koca’ eşikteydi. Ve Adam yine bilmekteydi ki karısı şu anda kahvesini büyük bir keyifle yapmaktadır.“Boş ver,” dedi,

“Hiç uğraşamam, böyle gelmiş, böyle gider.”


Tam istediği, sevdiği gibi okkalı, köpüklü kahvesini aldı Adam; doğal olarak teşekkür falan etmedi, çalışma odasına yöneldi. Yazı masasının önüne oturduğunda “Pöh!” dedi kendi kendine, “Şu odanın halini görseydin acırdın bana aslında.” Gerçekten de dönecek yer kalmamış, masaya ulaşmak için zaten ufak olan odanın içinde akrobasi yapmak gerekmişti. Badanası süren salondaki eşyanın bir kısmının istiflendiği çalışma odası ardiye görünümündeydi. İçeriye doğru seslendi: “Ne zaman bitiyor bu herifin işi?”“İki gün daha sık dişini,” dedi karısı, “Ben bittim, yatıyorum. İyi geceler.”“Hıurgh...” gibi bir sesle cevap verdi adam, çünkü hâlâ meyhanedeki arkadaşıyla konuşmaktaydı içinden. “Acırdın tabii. Kaç gündür sabahın köründe pala bıyıklı herifin biriyle burun buruna gelmeden evden çıkamamanın, akşamları yangın yerine dönmüş bir eve dönmenin nasıl olduğunu düşünmez kimse. Benim dert dinleyecek halim mi var? Kendi derdim bana yetiyor da artıyor zaten... Zaman ayarlayıp da seninle içtiğime dua et!”Hem işine gelmeyen ya da canını sıkacağını sezdiği her şeyden bir şekilde kaçıp sıyrılıyor, hem de her seferinde haklı çıkmaya çabalıyordu. Bir başkasının derdini anlar, önemserse kendisi değersizleşecekmiş gibi bir dürtüyle yönlendiriliyordu sanki. Ve şimdilerde yaşanan, insanların buna katlanmaktan artık vazgeçmesiydi. “Adam gibi adamlarla dost olmayı becerememişim demek...” diye düşündü, “Hep inanmış, güvenmişim insanlara. İşte bak, istedikleri anda yanlarında değilsen, senin de sıkışık bir durumun olduğunda çekemiyorlar, satıp gidiyorlar adamı! Gel de güven bunlara!”
 

“Hah!” dedi ses, “Ben neciyim?  Güvenilecek adamı biliyorsun da neye yarıyor?”
****

“Oğlum, dur bir dakika, ye şu ekmeğini de öyle!...” diye bağırdı Anne.Bir yandan telaşla ayakkabılarını bağlamaya çalışırken “Tamam anne, doydum... İlk derste sınav var. Geç kalamam şimdi...” diyordu Çocuk. Anne birden sinirlendi: “Madem bugün sınav vardı, dün ben niye gece yarılarına kadar pencerelerden avaz avaz eve çağırıp durdum seni? Bütün mahalle bizi dinledi. Vakitlice gelip de çalışaydın a! Baban haklı vallahi.”“Tamam annee...” diyen çocuğun arkasından kapanıverdi kapı. Anne öylece, bir sonraki cümlesine açılmış ağzıyla kalakaldı. Tıpkı babası gibiydi işte. Konuşma kendisi için bittiği anda keser, senin diyeceğini dinlemezdi. Derin bir soluk aldı. “Eh, bak bakalım bundan sonra ne olacak?” dedi. Güçlü kadındı, öyle görünmüyorsa kendisi böylesini yeğlediğindendi. On bir yıldır evliydi ve bu süre içinde hep kendini frenlemiş, kocasından çok daha sağlam olduğunu bilmesine karşın her durumda onun bir adım gerisinde durmaya özen göstermişti. Ne de olsa eski terbiyenin gereği buydu. Ama artık bir şeyler dürtüyor, bir ses ona bunu böyle sürdürmesinin zararlı olmaya başladığını yineleyip duruyordu. Giderek artan tedirginliğinin nedeni oğluydu. Kadın kendi babası gibi güçlü, otoriter, ne istediğini bilen ve bunu gerçekleştirebilecek bir evlât sahibi olmak niyetindeydi. Oysa kocası, kalender yapısı ile oğluna böylesi bir eğitim vermekten çok uzaktı. Baba, oğluyla başından beri kendi yaşıtıymış gibi arkadaş olmuş, onunla oynamış, okuduğu kitaplar üzerinde tartışmış, hatta dertleşmişti. Bugüne kadar sessizce izlemekte olan kadın artık bu gidişi durdurmak, yönünü çevirmek zamanının geldiğine inanıyordu. Böyle giderse pısırığın teki olacaktı oğlu, yani çekilmez bir erkek. Yüksek sesle “Olmaz!” dedi sertçe, mutfağına gitti.Akşamüzeri eve gelen Çocuk pek keyifli görünüyordu. “Nasıl gitti?” diye sordu Anne. “Galiba 5 alacağım.” dedi oğlan sırıtarak.Kadın şaşırmıştı. “Hiç çalışmadan nasıl oluyor bu böyle?”“Sahir kopya hazırlamış. Bana da verdi. Hoca hiç anlamadı biliyor musun?... Sıkı herif şu Sahir.”“Doğru konuş! Ne oluyor öyle herif merif? Hem amma rahat anlatıyorsun kopya çektiğini. Marifet mi yani?”“Aman anne, herkes çekiyor.”“Sen benim oğlumsun. Yok öyle herkes gibi işin içinden hileyle sıyrılmak.”“Ama anne...”“Aması yok. Bu böyle yürümez. Bitti artık o mıyıl mıyıl yaşamak; çabalamadan hiçbir şey elde edilmez.”Çocuk söylediklerinden çok annesinin sesinin tonuna, bunları söylerkenki tavrına şaştı ama bir şey demeden odasına gitti. İçinde bir önsezi yeni, dahası ürkütücü bir şeylerin yaşanmaya başlayacağını söylüyordu.

Yanılmamıştı. Ertesi gün üçüncü derste Müdürün odasına çağrılıp da masanın önündeki koltukta annesini görünce anladı bunu. Müdür kopya çektiği için Disiplin Kuruluna verileceğini bildirirken kulakları uğulduyor, söylenenleri hayal-meyal algılıyordu. Olanlar inanılmazdı. Onu uğurlamasının hemen ardından hazırlanıp çıkan annesi okula gelmiş ve yememiş-içmemiş, kendi oğlunu idareye ihbar etmişti. Tabii Sahir’i de.Alabileceği ceza o kadar da önemli değildi. Çocuğu asıl derinden yaralayan, parçalayan, annesinin gözlerinde gördüğü görevini yapmanın çok ötesindeki bir haz, neredeyse bir yengi ışıltısıydı.


Ailedeki herkesin yaşamının yeniden biçimlendiği gün, o oldu.
Anne her geçen günle evdeki ve diğerleri üzerindeki ağırlığını arttırırken Baba giderek içine kapandı, ailesi için gerekenleri yapmaktan öte yaşamayan, ağzı var-dili yok bir adam oldu. Kendisi çok gençti, çocuk yaştaydı daha ve karşı koyamazdı, ama annesinin bu acımasız baskısına direnmeyen babasını hiç affetmedi Çocuk. Başlangıçta olağanüstü olma pırıltıları taşıyan baba-oğul ilişkisi giderek soğudu, sıradanlaştı, herkesinki gibi bir şey oldu çıktı. Baba akşamları işten omuzları çökmüş olarak dönüyor, Çocuğa güne ilişkin sıradan bir-iki soru soruyor, cevapları doğru dürüst dinlemeden sessizce köşesine oturup kitabına kapanıyordu. Aralarında o eski sohbetlerden, şakalaşmalardan, tartışmalardan eser kalmamıştı. O güne kadar evdeki yaşamın ekseni olan babasının bu hali Çocuğu çok etkiliyor, ikisi adına da teslim bayrağını çektiği için ondan neredeyse nefret ediyordu. Yaşamının iki önemli insanı tarafından aldatıldığı duygusu içinde, giderek o

da içine kapanıyordu. “Bir daha kimseye inanmayacağım, güvenmeyeceğim işte!”
Annenin durumu da diğerleri gibiydi, o da derin bir hayal kırıklığı içindeydi. Bütün bunları onun için yaptığına inandığı oğlunda başkaldırı ummuş, boyun eğme bulmuştu. Kararlı ve atak tavırlar beklerken yenik, sinik bir evlâtla karşılaşmıştı. Her sorunun altından başarıyla kalkacak bir çocuk yetiştirmeyi umarken güvensiz, sıradan bir adam yaratmıştı. Kendini yaşamı avucuna almaya öylesine kaptırmıştı ki “Neden?” sorusunun kesin ve apaçık yanıtını bile göremiyordu: Oğluna ihanet ederek onun sadece annesine değil herkese ve asıl kendisine karşı güvenini ezmiş, yok etmişti.


Sonuçta Çocuk büyüyüp Adam’a dönüşürken, süngüsü düşük babasıyla gündelik konuşmaların dışına taşmayan ‘işte öylesine’  ilişkisi onun ölümüne kadar sürdü gitti.Anneyle ise ömür boyu sürecek bir sorumluluk-görev-onay alışverişi devam etti, o kadar.O da böylesi bir yaşamla baş etmenin yolunu birbirinden karamsar, birbirinden karanlık öyküler yazmakta buldu. O yoğun, o ağır güvensizlik duygusunu dışa akıtmanın, varoluşunu hissetmenin bulabildiği, becerebildiği tek yöntemiydi bu.

 

(Devam edecek)

 
15 Agustos 2013 Yazdır   |   
 
 
Bu yazıya yapılan yorumlar (0) Yorum Yaz
 
 
Yorum bulunamadı !..
 
  WEB TV
• İç Çamaşırı Giymeden Sahn..
• Vedat Demircioğlu'nu..
• Adnan Hoca'nın Kedic..
• AH ROJA - NEVİN KOÇOĞLU .
• Başbakan Madenciye Yumruk..
 
  KÖŞE YAZILARI
Emin NERGÜZ
Biri Ahlak mı dedi ?
A. Mümtaz İdil
Şimdi öldüm ve cennetteyim
KONUK YAZAR
Seçimlerde Siyasal İslam İkliminin Ağırlığı /Adil Okay
Ali Vefa Yurdal
BAYRAM BENİM NEYİME !
Atilla Karaduman
Oyumu Kime Vereceğimi Açıklıyorum
Orhan BAHÇIVAN
Ardahan'a Havalimanı İstiyoruz Kardeşim...
Burhan Özbey
TOLSTOY VE MUHAMMED
Zahide UÇAR
Gözaltına alınan F Çete üyeleri bağırıyor: Haram yemedik(!)
Prof.Dr. Levent Seçer
TEZATLAR ÜLKESİNDE SANATI AĞLATANLAR...
Doğan ÖZDİNÇ
İMAR YOLUNA HAVET
Lale Dilligil
SAKIN ÖLME
Ali Eralp
ALMA MAZLUMUN AHINI, ÇIKAR AHESTE AHESTE
Nuray Çevirmen
Klahed Hamad'ın Suretinde
Bahattin Gülyuva
Ya hacı, ne söz, ne yazı kaldı!...
Murat KANLI
Cemaaetle Erdoğan Arasındaki Savaş
Vildan Sevil
Demokratik Seçim Oyunu Oynayalım mı?...
Nevin KOÇOĞLU
AY SİZ BİZİ YANNIŞŞŞ ANLADINIZZ....
Bahar SAYGIN
KADININ ADI YOK...Kabus gibi bir yaşam
Emrah AKGÜN
EKMELEDDİN BİR TESTTİR
Muzaffer'in Seçtikleri
Yeşil leğendeki küçük istavrit!
Sevgi DÜNDAR
GECE GÜNAHLARI
ÇAPULCU MELAHAT DİYOR Kİ
100.Yıl Parkı, Mimarlar ve Mühendis Odalarının Tavrı
Erkan Arkut
Ölüm anında neler yaşayacağız?
Sevilay ÇETE
SONUN BAŞINDAYIZ.. VAKİT ÇOK GEÇ..
Gölge Adam
YAŞASIN CUMHURİYET/ ARZU KÖK yazdı
İshak KONYA
İsot Tarlaları İşgal Edildiğinde
Canip DOĞUTÜRK
Ant İçme Üzerine
Erdal ELGİN
EMPERYALİZMİN ORTADOĞU POLİTİKALARI
Sibel ONBAŞIOĞLU
MİSYON VE VİZYON
Hasan Yelken
GÜZEL ATLAR DİYARI: KAPADOKYA
 

  KAPTAN  


  Anket
Cumhurbaşkanlığında Kime Oy Vereceksiniz
 
 
 
 
   
  Döviz Kurları
IMKB 100
101.441,00
IMKB 30
DOLAR
2,1340
EURO
2,8654
 
  Linkler
• www.ulusalbakis.com
• yorumcahaber.
• www.hakimiyetgazetesi.com
• www.herseygaziantepicin.com
Tüm linkler
 
 
  • Vefat Edenler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Hava Durumu
 

haberler  

  © 2011 GaziantepHaberler.com
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden alıntı yapılamaz
Köşe yazılarının sorumluluğu yazarlarına aittir
Anasayfa    İletişim    Künye    Reklam