Sanatın Gücü, Yaşamın Zoru

Jan PAÇAL

Sanatın Gücü, Yaşamın Zoru

Dünya her şeyiyle sömürgen sisteme direniyor. Sokaklarda, masa başlarında, sanatın her kolunda. Üst bilinçteki insanlar aklınıza gelecek her şeyi tekellerden kurtarmak istiyor. Bu kurtarılması gereken şeylerin başında da sanat geliyor.

Gezi Direniş'i ile başlayan yükselen ve insanları alışılmış sanatlardan kurtaran enerji, yüküyle, hala devam ediyor. "Her şey sokak edebiyatı ile başlar" derken şair sistemin pompaladığı sanatçıların yüzleri ortaya çıkıp foyaları dökülürken insanlar,  özellikle gençler, sistem dayatmalarını al aşağı ettiler. Sistem bu sanatçıları sibop olarak görüp öfkenin hava kaçırması için devreye sokarken bir kenarda bekleyen kayıp sanatçılarda hodri meydan diyerek çıktı ortaya, zaten ortadaydılar da görmek istemeyenleri pek çoktu.   Duygular bir yana gazdan yaşaran gözleriyle sarıldılar sanatlarına. Ünlü olmak derdi kaybolup yerini anlaşılmak derdi alınca da acaba diyorum Rönesans bu mu?

 ‘Şiir yazan devlet reislerini biliyoruz. Fakat devlet reisliği yapan şairleri görmedik’  derken Necip Fazıl, bende sormak istiyorum, “Sanat mı siyasetten, siyaset mi sanattan?..”

Çift sarı yumurtalı bir denklem bu.  Hangisi hangisinden çıkmış pekte önemli değil kanımca. Önemli olan sonuçları.

Sanat her alanda her dalda gösterir kendini. Mesela yalancılık, dolandırıcılık sanatı siyaset sanatıyla birleşmiştir taaa ezelden beri. Yalancılık sanatında ne kadar iyi isen dolandırıcılık sanatında da o kadar hızlı ilerlersin. Bu yüzden siyasetçiler korkar sanattan çünkü birde doğruluk ve doğruculuk sanatı vardır ki halkın gözünü açar özüne işler. Gerçek sanat tekellerin rant kapılarını kapar.

Benim anlayışımda sanat kendini yaratırken kendi için; sonrasında toplum içindir. Topluma fayda sağlamayan uğraşılara sanat dememek edepsizliğini de yaparım ama özür dilemem.

Toplumsal tasarının gerçekleştirilmesinde sanata verilen öncü rolü vurgulamak amacıyla avangart terimini siyaset diline sokan Saint Simonder ki;

'Sizlerin avangardı biz sanatçılarız… En etkilisi ve hızlısı sanatın gücüdür. İnsanlar arasında yeni fikirler yaymak istediğimizde, onları biz tuvale ya da mermere nakşederiz… Toplum üzerinde yapıcı bir iktidara sahip olmak, gerçek bir rahiplik görevi yürütmek ve sağlam adımlarla zihnin bütün melekelerinin önüne düşmek: İşte sanatın muhteşem kaderi.' der. Böylece sanat, sanatçılardan çok, ondan yararlanmayı uman siyaset erbabı tarafından öylesine yüceltilmiştir ki adeta seküler bir kült havasına bürünür.”

Siyaset ile sanat görünürde birbirine zıt gibi olabilir. Ama incelendiğinde aralarındaki ilişki net bir şekilde görülebilir. Zaman zaman siyaset sanatı doğurmuştur, zaman zaman ise sanat siyaseti doğurmuştur. En basit örnekle; bir Tevfik Fikret bir Ziya Gökalp, bir Nazım Hikmet, bir Necip Fazıl sanatçı olmalarına rağmen bir siyasi ekolün temsilcisidirler.

Çok vahşi, üzerine binilmemiş atları terbiye edenlere seyis denir. Siyaset de buradan gelmektedir. Bu açıdan siyaset sanat ilişkisi için şu söyleyebilir; “Siyaseti vahşi ata, onu terbiye eden seyisi de sanata benzer” Diğer yandan;
Siyaset ise kelime olarak yönetim, ülke yönetimi gibi anlamlara gelir. Batı dillerindeki karşılığı Yunancada "politika" kelimesine dayanır. 'Siyasal şeyler, vatandaşlık hakkına ilişkin şeyler, devleti ve devletin yapısını, siyasal rejimi, cumhuriyeti, egemenlik hakkını ilgilendiren her şey...' gibi anlamları vardır. Türkçe ‘de, 'devlet işlerini düzenleme ve yürütme, ülke, devlet ve insanı yönetme, bir şekilde işini yürütme' gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

Sanat, "bir işi güzelce yapmak" anlamına gelen Arapça "sun" kelimesinden türetilmiştir. Tarih içerisinde pek çok sanat kuramı geliştirilmiştir. Eflatun, sanatı "idelerin taklidi" veya "mimesis" olarak görmüş. Aristo, eğlendirme, eğitme ve arındırma (katarsis) ya vurgu yaparak sanata "gerçeğin taklidi" olarak bakmıştır. Rousseau, sanatın güzellik değil, duygusal coşma olduğunu iddia etmiştir.

Toplumcu gerçekçilikte sanatçının görevi gerçekliği yorumlamak, yansıtmak ve değiştirmektir. Toplumsal sanatın, Türkiye’de batıya nazaran çok daha kısa bir geçmişi vardır. Askeri müdahaleler ve toplumsal olaylara bağlı olarak sanatsal alanda politik söylemler 1950lerden itibaren görünür hale gelir.


Örneğin 1960’larda içerik ve insan sorunlarının ağırlıklı olarak sanatın içine girdiği bilinmektedir. 70’lerde ise sosyo-ekonomik alanda istikrarın sağlanmaması sanatta toplumsal eğilimlerin güçlenmesine neden olur. Mehmet Güleryüz 1971 yılında Paris’te gerçekleştirdiği Happeningte ayaklarına tekerlek yerleştirdiği salıncak üzerinde uyuyan bir domuz koyup dolaşır. Uyuyan domuz ile sistemden yaralananları, salıncağı sallayan kişi ile yani kendisi ile de sistemin emrindeki adamı temsil etmektedir. Yine 1973te Paris’te Papier-mache tekniğiyle yaptığı ‘işkenceci’ adlı çalışmasında Fransız kasap önlüğü giydirilmiş apoletli bir subay, masanın üzerinde yatan yarı belden kesik bir erkeğin içini boşaltmaktadır. Temelinde olumsuzlama ve eleştiri bulunan bu çalışmada işkenceciye kasap önlüğü giydirilmiş olmasıyla 12 Mart Darbesi ironik bir şekilde ifade edilmiştir.

Sanat her şeye kadirdir, kimi yüzüne tükürür kimi gölgesinde dinlenir huzur bulur. Ancak sorulması gereken soru şudur; “sanatı sanat yapan şey nedir?” vereceğiniz cevap çok çeşitli olacaktır şüphesiz ama bana göre siyaseti siyaset yapan tek bir şey vardır ,”Yalan”

"Oysa sanat tabiatın taklididir
Sanat, maddeye giren ve onu kendi şekline sokan fikirdir.
Sanat, mükemmel ve ideal güzelliğin aranmasıdır.
Sanat, muhatabında estetik bir zevk uyandıran, gerçekliği sembolik olarak ifade eden eser ve hareketlerdir.

Sanat, maddeye giren ve onu kendi şekline sokan fikirdir.
Sanat, mükemmel ve ideal güzelliğin aranmasıdır. 
Sanat, muhatabında estetik bir zevk uyandıran, gerçekliği sembolik olarak ifade eden eser ve hareketlerdir.

Sanat, insanla nesnel gerçeklik arasındaki ilişkidir. Sanat, güzeli aramak ve yorumlamaktır.' şeklinde şimdiye kadar yapılan yüzlerce tanımın bazı ortak yönlerini tek bir tanımda toplamaya çalışırsak: Sanat;   duygu ve düşüncenin maddi bir malzemeden, sesten veya sözden faydalanarak heyecan ve hayranlık uyandıracak bir şekilde ifadesidir.”

Sanat, özgür düşüncenin ta kendisidir, Köleliğin karşısındaki en büyük güçtür.

Sanatı sistemin tekelinden kurmakta ayrı bir direniştir.

8.12.2013 (Jan PAÇAL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR