On Binlerce Çocuğun öldüğü, Cinsel istismara, Tecavüze Uğradığı Okullar  (Gezi Notları 4)

On Binlerce Çocuğun öldüğü, Cinsel istismara, Tecavüze Uğradığı Okullar (Gezi Notları 4)

“Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır.”

Mohawk Boyu

 

Toronto’nun şehir merkezinde Nathan Phillips adlı, fıskiyeli  çok büyük havuzu, sahnesi ve izleyici koltukları, banklar bulunan büyük bir meydan var. Havuzun tam ortasına doğru bir platform uzanıyor.

 

Havuz kışın buz tutuyormuş, üzerinde paten yapılıyormuş.

 

İşte bu meydanda, Kızılderili Yatılı Okulları’ndan (Indian Residential School) hayatta kalanların düzenlediği üç günlük bir program var.

 

Kanada ve ABD tarihinde Kızılderili kıyımları gibi bu okullar da unutturulmak isteniyordu. Bu okullar, uzun yıllar yok sayılan, inkâr edilen, inkâr edilemez duruma geldiğinde vahşilerin eğitilerek uygar dünyaya kazandırılması olarak savunulan okullardır. Kısa bir süre önce devletler tarafından varlığı kabul edilmiş, özür dilenmiş, topraklara yerleşim ve kimliklerini korumak için yerlilerle çeşitli anlaşmalar yapılmıştır. Ne var ki 150 yıl boyunca kaç kuşak yerli çocuk, küçük yaşlarda ailelerinden koparılarak bu okulların tezgâhından geçirilmiştir.

 

150 yıl boyunca yerlileri Avrupa’lılara benzeştirmek, dillerini, inançlarını, tüm kültür birikimlerini, kimliklerini, kendi yapı ve kültürleri içinde eritmek, yok etmek için (Asimilasyon) devlet desteğinde, dinsel grupların denetiminde, yönetiminde kurulmuş çalıştırılmış.

 

Bu politikalar sonucu, on binlerce çocuk bu okullarda cinsel istismara, tecavüze uğramış, hastalıklardan, cezalardan ölmüş. Sağ kalanlardan uyuşturucu bağımlısı olmadan, evsiz, sokaklara düşmeden yaşayabilenler ise bu kıyımı anımsatmak, ülkelerine ve dünyaya tanıtmak, kardeşçe yaşamanın olabilirliğini haykırmak için yıllardır, pek çok etkinlik düzenlemekteymiş. Ben de bunlardan birine denk geldim, sizlerle paylaşmak istedim.

 

Bunları okuyunca, duyunca, geçmişte yaşananların yanı sıra ülkemizde çağdaş eğitim yerine ille de dinsel eğitimin egemen kılınmasını amaçlayan politikaları ve oralarda yaşanan olayları anımsamamak olası mı?

…………………………………………………

 

1492’de Kristof Kolomb, Karaib Adaları’na  ayak bastığında orada karşılaştığı yerliler için seyir günlüğüne şunları yazmış:

 

 “… Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silâhları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar, ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silâhları yok. Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar.” Ardından da “Bizlere iyi hizmet ederler” demekten geri durmamış.

 

  1. yüzyıl başladığındaAvrupa filolarının koca kıtaya, kılıçları, topları, tüfekleri, Afrikalı köleriyle birlikte akın ettiğini, koloniler kurduğunu, kıtanın başta altın olmak üzere yeraltı, yerüstü zenginliklerini talan etmeye başladığını biliyoruz.

 

Ok ve yaydan başka silahları olmayan yerlilerin yazgılarının değiştiğini, köleleştirildiklerini, sürgünlere, kıyımlara uğratıldıklarını da artık biliyoruz. Kovboy filmlerinde beyazlara yönelik vahşet diye anlatılanların daniskasının aslında yerlilere uygulandığını da biliyoruz.

 

Hristiyanlığı yaymak üzere yeni kıtaya giden vicdanlı Papaz Bartolome de Las Casas’ın yazdıklarından daha Kolomb zamanındaki vahşeti öğrenebiliyoruz. (Kızılderililer Nasıl Yokedildi, Bartolome de Las Casas, çev.Meryem Ural, Şule Yayınları, İstanbul 1999)

 

Bu olayların açığa çıkartılmasında büyük savaşım veren, akıl hastanesine tıkılmak da dahil başına gelmedik bela kalmayan başka bir papaz Kevin Daniel Annett ve kendisi de bir yerli olan Phil Fontaine Kanada’daki okullarla ilgili pekçok gerçeği ortaya çıkarmışlar. İngilizce bilenler, Annet’in bugün de savaşımını sürdürdüğünü, YouTube’a yüklediği videolardan öğrenebilirler.

 

İşte Nathan Phillips meydanındaki üç günlük program bu olaylarla ilgili. Yaşayan tanıklar, dans, müzik, otantik çadırlar, çeşitli el emeği ürünlerin satıldığı standlar meydanı doldurmuş.


 

Davul ve tefden oluşan çalgılardan davul hakkında bilgi verildi. Davul Kızılderili müziğinin bir destanı, kahramanı. Davul, bir kadına aitmiş. Yüzyıllardır, dertlerini, dileklerini, sevinçlerini terennüm ettikleri şarkılarına eşlik ediyor ve kuşaktan kuşağa bu yönde çalanlara devrediliyormuş. Davulun ve şarkıların bugünkü işlevi de yaşananları aktararak kendi halklarını, ulusu, tüm dünya halklarını kardeşçe yaşamaya çağırmakmış.

 


Diğer iki günde bana çevirmenlik yapacak kimse olamayacağı için izlemeyeceğim. Ama yerleşim birimlerine gidebilirsek orada sağ kalan okullularla söyleşme olanağı bulabileceğimi sanıyorum.

 

Kardeşçe, barış içinde bir yaşam dileğiyle…

 

11.10.2018

Vildan Sevil

 

 

12.10.2018 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR