Kötülüklerin Anası Kimdir Babası Nerededir?

Jan PAÇAL

Kötülüklerin Anası Kimdir Babası Nerededir?

 

Kötülüklerin Anası Kimdir Babası Nerededir?

Şeklindeki soruma hiçte beklemediğim bir yanıt geldi. “Anası Emine, babası Erdoğan” şeklinde.  Çapulcu ağzı idi bu cevap tahmin edeceğiniz gibi;  Ama ben daha ciddi bir arayış içinde idim.

Bana göre tüm kötülüklerin anası para idi. Babası ise çağa, gündeme ve yere göre değişiyor düşüncesi içindeydim. Babalık değişiyordu, din kisvesi altında sevgisiz tohumlar ekiyordu dünyamıza. Başka bir zamanda siyaset adını alıyor kanun hükümleri ile karşımıza çıkıyordu. Dahası çıkar ilişkilerinin mutlu (ancak mutsuz) zengin azıklıklar yarattığı, halkın köleleştirilip zincirlerini sevmeyi benimsettiği babalıklardı bunlar.  “Çok çalışırsan kazanırsın” diyorlardı. Gerçekten çok çalışan kazanıyor muydu?

Mülk ve hakimiyet Allah’ın diyorlardı da. Kimdi bu mülkperverler  ve Hakim adına hakimiyet yürütmeye çalışanlar. Cenneti satma hakkını kimden aldılar? “Bize oy ver cennete git” diye nasıl bağırabildiler. Nasılda salak yerine koydular inananları. İnananlar nasılda suskun kaldı ve inandı. Anlamam mümkün değil. Gözlerden önce ruhlar köreltildi demek ki.

Sahibi üzerinde yaşayan her canlının olduğu dünyamızı parselleyip nasıl sattınız? Allah’ın mülkü size nasıl tapulandı?

İnsanların beyni doğru soruları soramayacak kadar durdurulmuştu. Yoksa bu soruların cevabı açık seçik ortada değil miydi? Fakirler ekmek kavgasında idi zenginler başka bir kavgada.  “Kefenin cebi yok” ise neydi bu telaş. Niyeydi bu küp doldurma savaşı, yalanla dolanla dalavere ile kanla…

Gözden kaçırdığımız bir şey daha vardı kanımca. Hep açları doyurmaya çalıştık oysa önce zenginleri doyurmalıydık. ”Onlar doymaz ki” diyorsunuz eminim.  Para denen analık kimliği belirsiz baba ile çiftleştiğinde ne iman kalıyor nede vicdan öyle mi? Aynen böyle.

“Sevgisiz düzüşme tohumları” diye küfrederdi bir gazeteci büyüğüm bu zevatlara. “Bu zevatların zerzevat bile olmayacaklarını anlayacaklar bir gün” diye de veryansın ederdi.

“Senin dinin sana benim dinim bana” demişti de son peygamber, kim dinlemişti? Doğru sorular neredeydi, bu doğru sorulara neden kulaklar tıkanmıştı. Tanrı bir ise gerisi teferruat değil miydi?


Farklı dinler birbirleri ile amansızca savaşırken aynı dinlere mensup insanlar  da birbirini kesmedi mi? Tarih açıkça kanlı kalemlerle yazmadı mı bu yaşananları. Tanrı ile insan arasında ne işleri vardı malum zerzevatların. “Tanrı ile kul arasına girilmez” denmemiş miydi? Dahası, ötesi var mıydı? Yoktu ama bütün kötülüklerin analığı her zaman devrede idi. En basit örnekleri verirsek; Bir taraf şeytan taşlamak için kamyon kamyon çakıl satıyordu, diğer tarafın dini önderi trilyonluk bir koltukta utanmadan oturmuyor muydu?

“Savaşa Hayır” diyen bir din var mı? Diyorsa buna engel olan? Tanrı adına mabetler dikerken insanlarını aç ve açıkta bırakmayan bir din gösterin bana? Siyasetin uşağı olmamış ticarete soyunmamış bir din gösterin bana? Kan dökmemiş tek bir din gösterin.

Allah adına konuşanları susturan, “Susun terbiyesiz günahkarlar” diyen bir din… 

Dini siyasetten önce ticarete karıştırmamak gerekmiyor muydu? Bu kötüanalık dinin ve imanın başını kesmedi mi? Para ticaretin temel taşı değil mi idi.

Tüm kötülüklerin analığı babalıkları ve uşakları olan şeytanın çocukları ile nereye doğru gidiyor. Bir gün herkes ölecek ise amaçları ne?

Ne din kaldı ne iman nede insanlık, paran yoksa hiç sin? Hiçlik felsefesini tartışmayalım ki burada anlamlar doğru yolda kalsın.

Bir anarşist gibi bakılırsa dünyaya insan insan kalır dünya da sevgi ile dolup taşar.

Bu dünya sevgi ile sarılıp sarmalanıp birleşmiş insanların hayata getirdikleri ışık çocuklarının olacak.

Ve şeytanın silahlarını şeytana karşı kullanmayı öğrendik.

Hülllooğğğğğğğ




8.07.2013 (Jan PAÇAL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR