KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

“Kapitalizmin temel yasası

ya sen ya da bendir.

İkimiz birden değil.”[1]

 

Kapitalizm, parıltılı bir çöp yığını hâline getirdiği yerkürede; yaşa(tıl)dığımız “karmaşık” gerçekliği, “basitçe” ifade etmemizi, anlamamızı sağlayan bir felakettir.

Günümüzün en korkunç gerçekliğidir![2]

Komutan Yardımcısı Marcos, “Düşmanın birçok yüzü vardır, ama tek bir ismi var; kapitalizm,” uyarısına konu olan “İleri bir korsanlık sistemidir,” Thorstein Veblen’in saptamasındaki üzere!

 

  1. I) KISA BİR ÇERÇEVE

 

Maksim Gorki’nin, “Kapitalistleri seviniz; çünkü sizin kuvvetinizi yiyip yutuyorlar; kapitalistleri seviniz; çünkü dünyanızın bütün hazinelerini boşu boşuna mahvediyorlar; demirinizi sizi öldüren silahlar yapmak için harcayanları seviniz; çocuklarınızı bile bile açlıktan geberten hergele tohumlarını seviniz; kendi rahat ve huzurları uğruna sizi topyekûn öldürenleri seviniz; kapitalisti seviniz; çünkü kapitalistin kilisesi, düşünceleri sizi kara cahilliğin karanlıkları içinde tutmaktadır,”[3] satırlarıyla deşifre edilmesi mümkün olan kapitalizm konusunda en net tanımı V. İ. Lenin verir:

“Kapitalizm denen toplum düzeninde, toprak, fabrikalar, makineler vb bir avuç toprak ağasının ve kapitalistin elinde toplanmıştır, halk yığınlarının ise hiç ya da hemen hemen hiç mülkiyetleri yoktur ve bu yüzden, ücret karşılığında çalışmaları gerekmektedir.”

Rosa Luxemburg’a göre, sonu barbarlık olan kabaca günümüz sosyal ve iktisadi sistemlerinin bütününe denk düşer kapitalizm…

Kan ve sömürüden beslenen kapitalizm hakkında Rosa Luxemburg, “Kapitalist üretimin amacı ve iteleyen sebebi, doğrusu artı değeri sadece herhangi bir miktarda, bir defaya mahsus gasp etmek değil, aksine artı değerin ölçüsüz, hiç bitmeyen bir artışta, hep daha fazla miktarda gasp edilmesidir.”

“Kapitalist üretim tarzının, daha önceki iktisat biçimlerinde amaç olan tüketimin sadece asıl amaca: kapitalist kârın birikimine yarayan bir araç olması vasfı vardır. Sermayenin öz büyümesi, bütün üretimin başlangıcı ve sonu, aslî amacı ve anlamı olarak görülmektedir,” derken; kapitalizm hakkında şu üç öğenin altını ısrarla çizer:

Birincisi, kapitalizm başlangıcından itibaren bir dünya sistemidir.

İkincisi, kapitalist gelişme, sermaye birikiminin temel sürecinden başlayarak, hem politik hem de ekonomik bir hadise -yani politik mücadeleyi, ihtilâfları, şiddeti içeren bir süreçtir.

Üçüncüsü, kapitalist gelişmenin tarihsel sınırları için de, “Eğer kapitalizm her yerde hüküm kurar, dünyadaki bütün insanlar için tek üretim biçim hâline gelirse, daha fazla yayılamaz ve gelişemez. O zaman olanaksızlığı çok açık bir şekilde görülür,” der.

Özetle Rosa Luxemburg’un temel tespiti, “Kapitalizm sadece sürekli hareket, genişleme ve yayılma içerisinde olanaklıdır ve dünya sistemi olmaya uğraşır. Ancak dünya sistemi olarak olanaksızlaşır.”

Bunların yanında Fernand Braudel’e göre de, “eşit olmayan serbest piyasa” ve “küçük bir azınlığın imtiyazı”dır.

Pierro Sraffa için, “Kâr ve bu kârı elde etmek için kullanılan aracın (sermayenin), “malı, mal üretimi için kullanmak”, malların alım ve satımını sağlamak veya hizmete dayalı işgücünü arz etmek ve satmak suretiyle birikimini (accumulation) sağlayan toplamların işleyiş tarzıdır.”

Georg Fülbert’e göreyse, i) Kâr elde etmek, ii) Sermaye birikimi sağlamak gibi iki işlevi vardır. Onun için kapitalizm tanımı ise kapitalizm eşit olmayan bir değişime (mübadele) dayanır. Bugüne kadarki tarihi dikkate alındığında, doğal kaynakların büyük oranda tüketilmesine ve doğanın aşırı kirletilmesine yol açmıştır.

Immanuel Wallerstein’ın ifadesiyle, bu dönemin ayırt edici vasfı, sonsuz sermaye birikiminin ana hedef olması ve kutsanmasıdır.

Bunların tümüne Karl Marx’ın şu yaşamsal tahlili de eklenmelidir:

“Kapitalist üretimin gerçek engeli, sermayenin kendisidir. İşte bu sermaye ve onun kendisini genişletmesidir ki üretimin hem çıkış ve hem de sonuç noktası, hem itici gücü, hem amacı olarak görünür; üretim yalnız sermaye için üretimdir, ama bunun tersi doğru değildir; üretim araçları, sırf, üreticiler toplumunun yaşama sürecinde, devamlı bir gelişmenin araçları değildirler. Sermayenin değerinin, büyük üretici kitlelerin mülksüzleştirilmelerine ve yoksullaştırılmalarına dayanan kendisini koruma ve genişletme sürecinin içerisinde devam ettiği sınırlar yalnız başına hareket edebilirler; - işbu sınırlar, sermaye tarafından kendi amaçları için kullanılan ve üretimin sınırsız büyümesine, üretimin kendisinin bir amaç hâline gelmesine, emeğin toplumsal üretkenliğinin hiçbir koşula bağlı olmadan gelişmesine doğru yol alan üretim yöntemleri ile sürekli bir çatışma hâline girerler. Araçlar -toplumun üretici güçlerinin hiç bir koşula bağlı olamadan gelişmesi-, sınırlı bir amaçla, mevcut sermayenin kendisini genişletmesi amacı ile devamlı çatışma içersine girerler. Kapitalist üretim tarzı, bu nedenle, maddi üretim güçlerinin gelişmesi ve uygun bir dünya piyasası yaratılmasının tarihsel bir aracı olup, aynı zamanda da, bu tarihsel görevi ile, buna uygun düşen kendi toplumsal üretim ilişkileri arasında sürekli bir çatışmadır.”

Bu böyle olduğu içindir ki, “Kapitalizmi diğer tarihsel yaşam tarzlarından ayıran, onun doğrudan insan türünün istikrarsız, kendiyle çelişen doğasına yönelmesidir. (...) Kapitalizm sırf varlığını sürdürebilmek için bile sürekli hareket hâlinde olmak zorunda olan bir sistemdir. Sürekli ihlâl onun özünde vardır. Başka hiçbir tarihsel sistem, özünde iyi olan insanın kolaylıkla ölümcül amaçlara yöneltilebileceğini bu kadar açık şekilde gözler önüne seremez. Kapitalizm bazı saf solcuların düşündüğünün aksine bizim ‘düşmüşlüğümüz’ün sebebi değildir. Ama bütün insan rejimleri arasında hiçbiri, bir dil hayvanının içindeki çelişkilerini bu denli kötüleştirmemiştir,” der Terry Eagleton.

Toparlayarak özetlersek: Kendinden önceki tarihsel üretim tarzlarından farklı olarak, kapitalist sistemde ekonomi- toplum ilişki tersliği söz konusudur. Teorik olarak ekonomi toplumun hizmetinde ve ona tâbi olması gerekirken, Karl Polanyi’nin bir tâbirini kullanırsak, ekonominin toplumda içerilmiş olması gerekirken, kapitalizmde toplum ekonomiye içerilmiş, ona tâbi durumdadır. Oysa, piyasanın kör mantığına tâbi bir toplum uzun vadede sürdürülebilir değildir. Bu niteliğin doğal sonucu olarak, kapitalist sistemde üretimin birincil amacı doğrudan insan ihtiyaçlarını karşılamak değil, kâr etmek üzere değişim değeri yani meta üretmektir. Dolayısıyla kapitalizm, yegâne amacı ve varlık nedeni sermaye üretmek ve sermayeyi büyütmek olan bir ölü emek uygarlığı veya aynı anlama gelmek üzere bir meta uygarlığıdır. Her bireysel kapitalist veya kapitalist firma, vahşi rekabet ortamında sermayesini büyütmeden varlığını sürdüremez. Bunun için rakipleri aleyhine toplam artı-değerin olabildiğince büyük bir kısmana el koymak, kâr etmek, kârını azamileştirmek ve elde ettiği kârı yeniden sermayeye dönüştürmek durumundadır. Velhasıl, kapitalizm demek, üretim için üretim demektir... Bu yüzden kapitalistler arasındaki yarış cehennemi bir yarıştır ve her kapitalist ‘ileriye doğru kaçmak’ zorundadır. Kapitalist sermaye birikiminin kör mantığı, bizzat kapitalisti de ipte cambaz gibi oynatmaktadır. Kapitalist rekabet ve kâr’la ilgili olarak Pierre Joseph Prudhon, “Rekabet ve kâr: birincisi savaş, ikincisi ganimet” derken, kapitalist mantığın ve işleyişin niteliğine gönderme yapıyor. Kapitalizmin bir tanımı da onun bir ücretli kölelik sistemi olduğudur. Artı değerin, kârın, sermayenin, dolayısıyla zenginliğin kaynağı canlı emektir [ücretli işçi] ve canlı emek ölü emeği [sermayeyi] büyütmenin hizmetindedir. Bu niteliği itibariyle kapitalizme kadavra medeniyeti demekte bir sakınca yoktur...

Kapitalist yağma ve talan rejimi, bu dünyada ne varsa metalaştırıyor, paralılaştırıyor, her şeyi kâr etmenin aracına dönüştürüyor. Öyle ki, birinin acısı, sıkıntısı, mutsuzluğu, başkasının çıkarı, kazancı, kârı hâline geliyor.[4]

Ve nihayet V. İ. Lenin’in ‘Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması’ başlıklı yapıtından altını çizdiği üzeredir her şey: “Kapitalistlerin dünyayı kendi aralarında paylaşmalarının nedeni, onların kötü ruhlu olmaları değildir, aksine varılan yoğunlaşma aşamasının, onları kâr elde edebilmek için bu yolda ilerlemek zorunda bırakmasıdır.”[5]

 

I.1) İŞLEYİŞİ, ÖZELLİĞİ, TANIMI

 

Miguel D. Lewis’in, “Kapitalizm dindir, bankalar da kiliseler. Bankacılar din adamlarıdır. Zenginlik cennettir, fakirlik ise cehennem. Zenginler azizdir, fakirler ise günahkâr. Mülkler dualardır, para ise tanrı,” diye betimlediği kapitalizm; emeği reddeden, onuru ve gururu ayaklar altına alan, parayı tanrılaştıran ve insan(lık)ın içindeki kötüyü besleyen sistemdir.

Köleliğin ta kendisiyken; kan emici bir mahlûk olarak da nitelendirilebilir.

Kölenin adını “ücretli çalışan” olarak değiştiren barbarlık; İngiliz klasik okulunun “güçlü olan yaşamaya devam eder,” mantık(sızlığ)ına dayalı, orman yasalarıyla malûl yağmanın yerküreye egemen olmasıdır.

Ya da ezen ile ezilen ilişkileri var olmadığı sürece yaşaması imkânsız olup, sermayeye (paraya) sahip olanların at oynattığı sistemdir.[6]

“Vahşi ve evcil çeşitleri vardır” teranesi bir yalandan ibarettir; kapitalist toplumlar aslında totaliterdir.

“Demokrasi” sanrısıyla malûl kapitalist sistem açısından, kapitalist üretim sürecinde demokrasi gibi bir olgudan hiçbir şekilde bahsedilemeyeceği “es” geçilir!

Kapitalizmin “demokratik” olduğunu iddia edenler, demokrasinin ne olduğundan bihaberdirler. Kapitalizmin “başarısı” iş hayatını merkeze alıp, gündelik hayatı iş hayatı için bir toplama kampı ve iş hayatının ürünlerini ortaya serdiği bir pazaryerine çevirmekteki başarısıdır. Sistemin genel idaresine dair yabancılaşma, kamu ile yönetimi arasındaki devasa işbölümü ve uzmanlaşma ise bunun üzerine tüy diker.

Ayrıca burjuva demokrasisi tanımı gereği, kapitalizmin en temel özelliklerinden birini de bağrında taşır: Birleşik ve eşitsiz gelişim. Bu iki özellik birbirinden ayrı düşünülemezken; sermaye sahiplerinin egemenliği; artı değer gaspıdır; kâr maksimizasyonu uğruna açlıktan ölümleri bile meşrulaştırmıştır.

Üretim araçlarının özel mülkiyetin kontrolünde olduğu, işçilerin emeğini sömürerek bütün ekonomik gücü, politik iktidarı, ideolojik egemenliği elinde topladığı sınıflı bir toplum biçimi olarak kapitalizm, soru(n)ların yeniden üretimine dayanan bir sistemdir.

Çünkü kapitalizmde kâr olmadan zengin olunamaz; sömürü olmadan da kâr olamaz. Yani kapitalizm, birilerinin diğerlerini sömürmek zorunda olduğu eşitsizliktir.

Sınıflı sömürücü toplumlardaki cinsiyetçilik ve ırkçılık ayrımları, kapitalizm ile safileştirmiştir.

Sadece insanı değil, doğayı ve diğer canlı türlerini yok olma tehdidiyle karşı karşıya bırakır. Ekolojik dengeyi bozar, bozmuştur.

Doğa ve insan kişiliğinin üzerinde yıkıcı etkisini sürdüren kapitalist sistem, sınırsız kâr hırsı, bencillik, yeryüzünü metalaştırma güdüsünü beslerken; sermaye ve teknolojinin sağladığı imkânlarla doğadaki tüm maddi değerleri meta hâline dönüştürüp, piyasaya sürüyor. Böylece insan(lık)ı var eden değerlerin yok edildiği, kâr, hırs, bencillik öne çık(artıl)ıyor!

Evet kapitalizm karanlıktır, ölümdür, nefrettir, doğanın sonu ve emek sömürüsüdür.

Bencil ruhlu insan(lar) yetiştirip; yabancılaşmayı besleyen kapitalizmi yıkacak olan işçi sınıfıdır; emeği sömürülenlerdir.

“Kapitalist üretim ilişkileri” denilen şey, “efendi/ köle ilişkisi”nden başka bir şey değilken; kapitalizm “gerçek(ini)” yalan(lar)ıyla üretir; ve bu “gerçek(ine)” herkesi inandırıp; hakikâti görünmez kılar.

Güçlüyü daha güçlü, zayıfı daha zayıf kılma işleyişi üzerinde kurulan kapitalist sistemin iğrençlikleri saymakla bitmez. “Çalıyor ama çalışıyor,” ifadesindeki yozlaşmışlık gibi ve Franz Kafka’nın ‘Dönüşüm’ündeki üzere:

Gregor Samsa, uyandığında, uykudayken bir böceğe dönüştüğünü fark eder. Şaşırmasına şaşırır elbette de acilen yataktan kalkması gerekmektedir zira yetişmesi gereken bir tren, gitmesi gereken bir yer, pazarlaması gereken mallar, kazanması gereken paralar, ödenmesi gereken borçlar ve geçindirilmesi gereken bir aile vardır. Bütün bir sabahı sırtüstü gelen böceğin karnının üstüne dönme çabası içinde geçirir de neye dönüştüğünü umursamaz, düşünmez. İçinde bulunduğu tek rahatsızlık işe geç kalmak, patronlarından azar işitmek ve kovulmak kaygısındandır. Yaptığı ve yapması gereken harcamaların hesabıyla doludur zihni ve yataktan kalkma azminin yegâne motivasyonu gerekli parayı kazanmak için işe gitme/yetişme zorunluluğudur.

Kullanmayı bilmediği pek çok ayağı, sırtındaki sert kabuğu, ne işe yaradığı meçhul duyargalarıyla tek gecede tam bir böcek ama nefret etmediği tek bir çalışanın bile olmadığı o yerde en az dünkü kadar çalışmak zorunda olan daimi işçidir o.

Kapitalizm insana işte bunu yapan ekonomik düzendir; bir gecede olmasa bile insanı neye dönüştüğünü hiç umursamadan böcekleştirendir. Kendi varlığından uzaklaştırandır insan(lık)ı…

İlaveten “Tüketiyorsun, öyleyse varsın, tüketmiyorsan yoksun” diyen kapitalizm, en kârlı dolandırıcılık biçimidir.

Adaletsizliğin küreselleşmesinden başka bir şey değilken; savaşlar çıkarır, öldürür, sömürür.[7] Yani tam anlamıyla orman kanunlarının işlediği, güçlü olanın var olmaya hakkı olduğu ve güçsüzün av olduğu bir sistemdir.

Adam Smith’in bahsettiği “görünmez el”in insanlığı silkelediği kapitalizm, insanın insana kulluğundan, “ücretli köleliği”nden ve proletaryanın mutlak sefilleşmesinden başka bir şey değildir.

Erich Fromm’un işaret ettiği gibi, insan(lık)ı “sahip olmak” ile “olmak” arasında bir ikilemde bırakan kapitalizm; eşitsizlikleri büyütüp; insan(lar) arasında uçurumu derinleştirir. Örneğin Afrika kıtasının bir yılda tükettiği enerjiyi, ABD’nin tek başına tüketmesi gibi…

Savunucularının dahi vahşiliğini kabul ettikleri kapitalizm, Aldous Huxley’in ‘Cesur Yeni Dünya’sında, “Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir, yama artarsa refah düşer,” diye özetlenendir.[8]

Üretim araçlarının burjuvaların kontrolünde olduğu; tüm yoksulları tüm zenginler hesabına çalıştırılmasıdır; özel mülkiyet, sömürü ve kâr sistemidir kapitalizm…

Özetin özeti: Emeği metalaştırıp; kârları özelleştirerek, zararları sosyalleştirendir.

Adam Smith’in “an invisible hand divits/ Görünmez el müdahalesi” diye sunduğu “uzun eli”yle kapitalizm, insan(lık)ı hiçe saymaktır.

Dünyada ne kadar illet varsa, kaynağıdır. Savaşların, açlıkların, sömürünün... Açların düşmanı, aç bırakanların dostudur; kan dökenlerin dostu, kanı akanların düşmanıdır.

Tam da bunun için Karl Marx, “Kapitalizmi saygın biçimlere büründüğü kendi yurdunda (Londra, Paris, Brüksel vs.) değil kedini gizlemeksizin ortaya çıktığı sömürgelerde (Yeni Delhi, Kongo, Ruanda vs.) gözlediğimiz zaman derinliğine inmiş olan ikiyüzlülüğü ve karakterine özgü barbalığı bütün çıplaklığıyla gözler önüne serebiliriz” der ‘Felsefenin Sefaleti’nde…[9]

Kapitalin, artı değerin gaspıdır; çelişkileriyle müsemma, savaşlar ile beslenendir.

Sonuna dek pragmatist ve merkantilisttir. Kazanmak adına her yolu mubah görür ve onu toplum nezdinde de sonuna kadar meşrulaştırmaya çalışır.

Dünya halklarının iliğini kemiğini sömüren, zengini daha zengin eden sistemdir; “altta kalanın canı çıksın”dır.

Bireyin kendisine dahi yabancılaşmasına ve dış dünyaya karşı vahşileşmesine neden olandır.

Her şeyin metalaştı(rıldı)ğı (duygular, sevgi, aşk, din iman, vs) distopyadır.

Erich Fromm’a göre, içinde yaşayan herkesi ruh hastası yapan sistemdir.

Karl Marx’ın ifadesiyle, “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser”ken; yerküreyi yaşanmaz hâle getirmektedir. Doğayı kirletmiş, insanları açlık ve savaşla katletmektedir.

Savaş(lar) kapitalizmin en büyük sermayesidir.

Her geçen gün daha vahşileşmek zorunda olup, güçlünün daha da güçlenmesini sağlayan sömürü sistemdir.

Kapitalizmin dinamiği sermayedir; sermaye de el konmuş artı değerdir.

Veya dünyanın en büyük çadır üreticisi Pakistan’ın, kendi depreminde çadırsız kalmasıdır.[10]

Hasılı tutulacak hiçbir yeri olmayan veya parası olana hayat, olmayana ölüm veren ekonomik sistemin adıdır.

John Maynard Keynes’in, “The astounding belief that the wickedest of men will do the wickedest of things for the greater good of all/ En kaypak, çıkarcı insanların, en çıkarcı işleri yaparken genelin iyiliğine katkısı olacağına dair şaşırtıcı bir inanç” biçiminde tanımladığı; ezenlerin, kan ve güç ile yarattığı; ahlâk ve adaletin bulunmadığı, paranın despotik egemenliğidir.

Veya Bertolt Brecht’in şu şiirindekidir:

“iyice görüyorum artık düzeni./ orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,/ aşağıda da bir çok kişi./ ve bağırıyor yukardakiler aşağıya:/ ‘çıkın buraya gelin ki,/ hepimiz olalım yukarıda.’/ ama iyice gözlediğinde görüyorsun,/ neyin saklı olduğunu/ yukardakilerle, aşağıdakiler arasında.

bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta./ yol değil ama./ bir tahta bu./ ve şimdi görüyorsun açıkça;/ bu bir tahterevalli tahtası./ bütün düzen bir tahterevalli aslında./ iki ucu birbirine bağımlı./ yukardakiler durabiliyorlar orada,/ sırf ötekiler durduğundan aşağıda/ ve ancak;/ aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece/ kalabilirler orada./ yukarıda olamazlar çünkü,/ ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.

bu yüzden isterler ki;/ aşağıdakiler sonsuza dek/ hep orada kalsınlar./ çıkmasınlar yukarı./ bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukardakilerden./ yoksa durmaz tahterevalli./ tahterevalli./ evet, bütün düzen bir tahterevalli.”

Söz konusu “tahterevalli” için Charles Bukowski’nin, “İşin delirtici yanı tek bir mermi bile sıkmadan canlarımızı alıyor olmaları, para babalarının şişko oğulları Beverly Hills’de on dört yaşında kızların ırzlarına geçerken ben bir yerlerde asgari ücretle belimi kırıyordum, helada beş dakika fazla kaldığı için işten kovulan adamlar biliyorum, anlatmak istemediğim çok şey gördüm,” diye anlattığı vahşeti Friedrich Engels de şöyle özetler:

“Modern devlet, biçimi ne olursa olsun, özü itibarıyla kapitalist bir makinedir, kapitalistlerin devletidir, toplam ulusal sermayenin ideal kişileşmesidir. Üretici güçleri ne kadar çok kendi mülkiyetine geçirirse, o kadar çok gerçek kolektif kapitalist durumuna gelir, yurttaşları o kadar çok sömürür. Ücretli işçi, proleter olarak kalırlar. Kapitalist ilişki ortadan kaldırılmaz, bilakis doruğuna tırmandırılır.”

 

  1. II) NEO-LİBERAL YIKIM

 

Paul Samuelson’un, “Bir ülkede fakirlerin bebeklerinin içeceği sütü, zenginlerin köpekleri içiyorsa o ülkede kapitalizm hâkimdir” notunu düştüğü vahşet artık yerkürede sürdürülemez bir yıkımdan başka bir şey değildir; yerle bir etme durumudur.

“Yok olmaya sebep olabilecek büyük zarar, felaket,” olarak tanımlanan “Yıkım”, insan(lık)ın, yerkürede kapitalizmle yaşa(tıl)dığı haldir.

Ya da Mephistopheles’in ağzından, “günah dediğiniz ne varsa sizin/ yıkım, kısacası kötülük/ benim özümdedir, bu yüzden,”[11] diye haykırandır!

“Nasıl” mı?

 

II.1) EŞİTSİZLİK, AÇLIK!

 

Mesela yerkürede üretilen gıdanın yüzde 30 ila yüzde 50 arasındaki miktarının yenilmeyip, dünya çapında her 7 kişiden birisinin açlık çekmesine sebebiyet veren sistem. “İsraf” işlemini de böylelikle öğrenmiş oluyoruz kapitalizm ile…

‘Mc Donald’s’ın ceo’sunun 1 yıllık maaşı olan 8.75 milyon doları kazanmak için, 1 işçinin 300 yıl çalışması gerekirken; ‘Starbucks’ için kahve temin eden bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gereğidir. Bu sisteme kapitalizm denir.

Günde 100 bin kişi, yılda 36 milyon kişi açlıktan ölüyor. 1 milyar insan temiz suya, 2.4 milyar insan sağlık hizmetlerine ulaşamıyor.

Her gün 34 bini 5 yaşın altında; 50 bine yakın insan yoksulluğa bağlı sebeplerden ölüyor ki bu yılda 18 milyon kişiye tekabül ediyor.

Dünyada birileri uzaya tatile giderken, birileri bir lokma ekmek bulamadığı, yatacak yeri olmadığı için mezara giriyor. Her yıl önemli miktarda ürün denize dökülürken, ya da stoklarda çürümeye terk edilirken, insanlığın üçte biri günde 2 doların altında bir parayla yaşamını sürdürmeye zorlanıyor. Dünya nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan azınlık zenginliğin yüzde 80’inden fazlasını elinde bulundururken, yüzde 50’lik kesim zenginliğin yalnızca yüzde 1’ine erişebiliyor.

Yüz binlerce boş konut varken, milyonlarca insan sokaklarda yaşıyor. Toplumun iki karşıt kutba, iki uzlaşmaz sınıfa bölündüğünün bundan daha çarpıcı bir kanıtı olamaz. Bu pisliğin, haksızlığın, sömürü düzeninin adı kapitalizmdir.

En zengin 8 asalağın dünya nüfusunun yarısının toplamından daha zengin olduğu;[12] 12 milyar insanı doyuracak besin üretip, 7 milyar olmayan dünyanın yarısını aç bırakan; piyasada dönen paranın yüzde 95’ine, nüfusun yüzde 5’inin sahip olduğu, kalan paranın yüzde 5’iyle de, nüfusun yüzde 95’inin yaşayabilmek zorunda olduğu sistemdir.

2013 yılında 58 milyarder dünya nüfusunun yarısının gelirine eşit zenginliğe sahipken; her bir milyarder 60 milyon insanın gelirine eşit bir zenginliğe denk düşüyor kapitalizmin dünyasında…

2016 yılı verilerine göre, dünya nüfusunun yüzde 10’u toplam dünya gelirinin yüzde 70’ine sahip, en zengin 20 ülkenin geliri en yoksul 20 ülkenin 37 katı. Yaklaşık 2.5 milyar kişi günlük 2 dolar yoksulluk sınırının, 1 milyar kişi ise günlük 1 dolar açlık sınırının altında yaşıyor.

1990 yılından beri ‘BM Kalkınma Programı’ (UNDP) tarafından yayımlanan ‘İnsani Gelişme Raporu’na göre, dünyada her dokuz insandan biri aç, her üç insandan biri yetersiz besleniyor.[13]

‘The Lancet’ sağlık dergisinin araştırmasına kötü sosyo-ekonomik koşullarda yaşamak, insanların yaşam sürelerini en az 2.1 yıl kısaltıyorken;[14] Somali’de 3 milyon Somalili, bir lokma yiyecek bulmak umuduyla yollara düştüğü[15] yerküre tablosunda Güney Sudan’ın bazı bölgelerinde yaklaşık 5 milyon kişi, acil gıda yardımına muhtaç...[16]

‘BM Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) açıklanan verilere göre Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen’de yaşayan toplam 22 milyon çocuk ise aç…[17]

Üstüne üstlük dünyada 795 milyon insan yeterince beslenemezken,[18] belli başlı tahıl ihracatçısı ülkelerde tahıllar silolarda depolanıp, uyumaktadır.[19]

Yeri geldi aktaralım: Tek başına Bill Gates’in serveti 86 milyar dolar. Milyonlarca Yemenlinin hayatta kalabilmesi için gerekli olan 2.1 milyar dolardan 40 kattan daha fazlası tek kişinin elinde.

BM, dünyanın 1945’ten, yani İkinci Dünya Savaşından bu yana en büyük insani krizle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Açıklamayı yapan BM İnsani Yardım Koordinatörü Stephen O’Brien, Yemen, Somali, Güney Sudan ve Nijerya’da 20 milyondan fazla insanın açlıkla karşı karşıya olduğunu ve felâketin önüne geçmek için 2017’nin Temmuz ayına kadar 4.4 milyar dolar yardımda bulunulması gerektiğini tüm dünyaya duyurdu.

Yemen’de nüfusun üçte ikisi yani 18.8 milyon insan yardıma muhtaç ve 7 milyondan fazlası aç. Yerleşim yerlerinin bombalanması ve harap edilmesi nedeniyle temiz suya, besine ulaşamayan, tedavi imkânı bulamayan çoğunluğu çocuk olmak üzere binlerce insan hayatını kaybetmiş durumda. Sadece son iki ay içerisinde savaştan kaçıp hayatta kalma umuduyla ülkeyi terk edenlerin sayısı 48 bin. 2 milyondan fazla çocuk okula gidemiyor, tüm gelecekleri, hayalleri yok oluyor, sönüp gidiyor. Yemenlilerin hayatını kurtarabilmek ve koruyabilmek için 2.1 milyar dolar yardıma ihtiyaç var.

Coğrafi konum açısından Yemen’le büyük bir benzerliğe sahip olan Somali’de, yoksulların kaderi de Yemenlilerden farklı değil. Somali’de 2010-2012 arasında 260 bin insan açlıktan hayatını kaybetmişti. Bir kez daha milyonlarca insan açlıkla yüz yüze. İnsanlara yaşam alanı bırakılmıyor, hayvanları, tarlaları, temiz içme suları yok. Çocuklar ve kadınlar yiyecek ve su bulabilmek için haftalarca yürüyor ama nafile… 6.2 milyon insan yardıma ve korunmaya muhtaçken, 3 milyona yakın insan açlıkla karşı karşıya. Milyonlarca açın hayatta kalabilmesi için acil yardıma ihtiyaç var.

Güney Sudan da, açlıkla boğuşuyor. Güney Sudan’da 7.5 milyondan fazla insan yardıma muhtaç. Bir milyondan fazla çocuk yeterli beslenememe sorunuyla karşı karşıya bulunuyor. 270 bin çocuk ise açlıktan ölmek üzere. Haziran 2016’dan bu yana kolera salgını ülkenin pek çok bölgesine yayılmış durumda. 3.4 milyon insan çatışmalar ve besin sıkıntısı sebebiyle yer değiştirirken, sadece Ocak ayından bu yana 200 bin insan ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Nijerya da insanların açlıkla yüz yüze kaldığı, kara kıtanın çileli ülkelerinden bir diğeri. Yedi yılı aşkın süredir ülkede Boko Haram’ın saldırıları nedeniyle 20 binden fazla insan yaşamını yitirdi, 2.6 milyon insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bugün Nijerya’da 450 bini çocuk olmak üzere 14 milyon insan açlıkla karşı karşıya. Beş yaş altındaki yüz binlerce çocuk açlıktan can çekişiyor ve bunların yüzde 20’si ölümle burun buruna.

Emperyalist müdahalelerin halklar açısından anlamı açıktır: açlık, sefalet, tecavüzler, katliamlar… Güney Sudan, Nijerya, Yemen ve Somali’de milyonlarca çocuk açlık nedeniyle ölümle karşı karşıya… Kadın çocuk milyonlarca insan adeta ölüme terk edilmiş durumda. Somali’de sadece iki günde 110 kişinin açlıktan ölmesi çürüyen kapitalizmin insanlığa yaşattığı dehşeti, insanın iliklerine kadar hissettiriyor.

‘BM Gıda ve Tarım Örgütü’ (FAO) açlık oranı düşse bile 2030 yılında dünyada 650 milyon insanın ya da başka bir deyişle dünya nüfusunun yüzde 8’inden fazlasının besin bulamaz hâle geleceği öngörüsünde bulunuyor. Kapitalizm var oldukça açlığın, sefaletin ortadan kalkması mümkün değildir. Bu gerçek her geçen gün daha da yakıcılaşıyor. Dünyanın en zengin 8 kişisinin elinde tuttuğu zenginlik 3 milyar 600 milyon insanın sahip olduklarının toplamına eşitken, açlığın, sefaletin yeryüzünden kalkması beklenebilir mi?[20]

 

II.2) YOKSULLUK ÜRETEN ZENGİNLİK

 

Kapitalizm tarihin gelmiş geçmiş en güçlü, en ileri, ama aynı zamanda en mantıksız sistemidir. Kapitalizm bütün doğruları ve varsayımları baş aşağı çevirir. Bu yüzden kapitalizmi ancak sınıf çelişkileri üzerinden ve sınıf mücadelesi penceresinden bakarak anlayabiliriz. Örneğin 2009 yılı tüm dünyada krizle geçti. Milyonlarca insan işsiz, evsiz, güvencesiz bir hayata kavuştu! Ama kriz işçi ve emekçiler için felaket, burjuvazi için fırsat demektir. İşçi sınıfı yoksullaşırken, burjuvazi servetine servet kattı, dünyanın en zenginleri ortalama yüzde 50 büyüdü! Kriz birilerine krizken, birilerine zenginleşme fırsatı demektir.

ABD’li milyarder yatırımcı Warren Buffett “Japonya’daki yıkıcı depremin olağanüstü bir vaka olduğunu ve bu durumun Japon şirketleri hisseleri için alım fırsatı yarattığını” söylemişti! İşte kapitalizm budur. On bin insan ölmüş, binlercesi kayıp, bir ülke yıkılmış, nükleer felaketle uğraşıyorlar; ama birisi çıkıp Japon hisselerini almanın tam zamanı diyebiliyor. Budur kapitalizmin işte…[21]

Bu kadar da değil!

2016 yılı ‘Küresel Servet Raporu’na göre; bir yılda küresel servet miktarı 3.5 trilyon dolar artarak 256 trilyon dolara çıkmış…

Servet piramidi şunu söylüyor; küresel yetişkin nüfusunun yüzde 73.2’si yani 3 milyar 546 milyon kişinin serveti 10 bin doların altında. Bu devasa sayıdaki kişinin toplam serveti 6.1 trilyon dolar ediyor; bu da küresel servetin sadece ve sadece yüzde 2.4’ü.

Oysa en üst dilim, serveti 1 milyon dolardan fazla olanlar, küresel yetişkin nüfusun binde 7’sini oluşturuyor, sayıları 33 milyon kişi; bunların toplam serveti 116.6 trilyon dolar. Küresel servetin yüzde 45.6’sı.[22]

Bu kadar da değil! ‘The Forbes’un dünyanın en zenginleri listesinde zirve 86 milyar dolarla yine Bill Gates’in oldu. 1 yılda 233 kişi listeye girerken rekora imza atıldı. Milyarder sayısı ilk kez 2 bini geçti.

Gates’i 75.6 milyar dolar kişisel varlığıyla Warren Buffett’ın izlediği listede, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos 72.8 milyar dolarla 3’üncü oldu. İspanyol hazır giyim devi Zara’nın sahibi Amancio Ortega 71.3 milyar dolarlık servetiyle listeye 4’üncü sıradan girerken, Facebook’un patronu Mark Zuckerberg 56 milyar dolarlık servetiyle 5’inci, Meksikalı işadamı Carlos Slim Helu 71.3 milyar dolarla 6’ncı, Oracle’ın sahibi Larry Ellison 52.2 milyar dolarlık servetiyle 7’nci, ABD’li sanayiciler Charles ve David Koch kardeşler 48.3’er milyar dolarlık servetleriyle 8’inci, finansal hizmetler sektöründe faaliyet gösteren Michael Bloomberg 47.3 milyar dolarla 10’uncu sırada yer aldı.

Kadınlarda, Fransız kozmetik devi L’Oreal’in en büyük ortağı Liliane Bettencourt 39.5 milyar dolarlık servetiyle listede 14’üncü sırada yer bulurken, en zengin kadın unvanını aldı. Listedeki milyarder sayısı 2016’da 1.810 iken 2017 yılında yüzde 13 artışla 2 bin 43’e çıktı. 233 kişilik artışın 31 yıldır tuttuğu kayıtlardaki en büyük artış olduğu bildirildi. Listedeki milyarderlerin toplam serveti de yüzde 18 artarak 7.67 trilyon dolara ulaştı.[23]

 

10.09.2017 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

‘THE FORBES’IN 2016 YILI DÜNYANIN EN ZENGİN 100’Ü LİSTESİ[24]

SIRA

KİM

ÜLKE

SERVET (Milyar Dolar)

ŞİRKET

1

Bill Gates

ABD

86

Microsoft

2

Warren Buffett

ABD 

75.6

Berkshire Hathway

3

Jeff Bozos

ABD

72.8

Amazon.com

4

Amancio Ortega

İspanya 

71.3

Zara

5

Mark Zuckerberg

ABD

56

Facebook

6

Carlos Slim Helu

Meksika

54.5

Telekom

7

Larry Ellison

ABD

52.2

Oracle 

8

Charles Koch

ABD

48.3

Koch Industries 

9

David Koch

ABD 

48.3

Koch Industries 

10

Michael Bloomberg

ABD 

47.5

Bloomberg

11

Bernard Arnault

Fransa

41.5

 

12

Larry Page

ABD 

40.7

 

13

Sergey Brin

ABD 

39.8

 

14

Liliane Bettencourt

Fransa 

39.5

 

15

  1. Robson Walton

ABD 

34.1

 

16

Jim Walton

ABD 

34

 

17

Alice Walton

ABD 

33.8

 

18

Wang Jianlin

Çin 

31.3

 

19

Li Kashing

Hong Kong 

31.2

 

20

Sheldon Adelson

ABD 

30.4

 

21

Steve Ballmer

ABD 

30

 

22

Jorge Paulo Lemann

Brezilya

29.2

 

23

Jack Ma

Çin 

28.3

 

24

Beate Heister&Karl Albrecht Jr.

Almanya 

27.2

 

25

David Thomson

Kanada

27.2

 

26

Jacqueline Mars

ABD 

27

 

27

John Mars

ABD 

27

 

28

Phil Knight

ABD 

26.2

 

29

Maria Franca Fissolo

İtalya 

25.2

 

30

George Soros

ABD 

25.2

 

31

Ma Huateng

Çin 

24.9

 

32

Lee Shau Kee

Hong Kong 

24.4

 

33

Mukesh Ambani

Hindistan 

23.2

 

34

Masayoshi Son

Japonya 

21.2

 

35

Kjeld Kirk Kristiansen

Danimarka 

21.1

 

35

Georg Schaeffler

Almanya 

20.7

 

36

Joseph Safra

Brezilya 

20.5

 

37

Michael Dell

ABD 

20.4

 

38

Susanne Klatten

Almanya 

20.4

 

39

Len Blavatnik

ABD 

20

 

40

Laurene Powell Jobs

ABD 

20

 

41

Paul Allen

ABD 

19.9

 

42

Stefan Persson

İsveç 

19.6

 

43

Theo Albrecht, Jr.

Almanya 

18.8

 

44

Prince Alwaleed Bin Talal Alsaud

Suudi Arabistan 

18.7

 

45

Leonid Mikhelson

Rusya 

18.4

 

46

Charles Ergen

ABD 

18.3

 

47

Stefan Quandt

Almanya 

18.3

 

48

James Simons

ABD 

18

 

49

Leonardo Del Vecchio

İtalya 

17.9

 

50

Alexey Mordashov

Rusya

17.5

 

51

William Ding

Çin

17.3

 

52

Dieter Schwarz

Almanya

17

 

53

Ray Dalio

ABD

16.8

 

54

Carl Icahn

ABD

16.6

 

55

Lakshmi Mittal

Hindistan

16.4

 

56

Serge Dassault

Fransa

16.1

 

57

Vladimir Lisin

Rusya

16.1

 

58

Gennady Timchenko

Rusya

16

 

59

Wang Wei

Çin

15.9

 

60

Tadashi Yanai

Japonya

15.9

 

61

Charoen Sirivadhanabhakdi

Tayland

15.8

 

62

Francois Pinault

Fransa

15.7

 

63

Hinduja Ailesi

Birleşik Krallık

15.4

 

64

David&Simon Reuben

Birleşik Krallık

15.3

 

65

Donald Bren

ABD

15.2

 

66

Alisher Usmanov

Rusya

15.2

 

67

Lee Kun Hee

Güney Kore

15.1

 

68

Thomas&Raymond Kwok

Hong Kong

15

 

69

Joseph Lau

Hong Kong

15

 

70

Gina Rinehart

Avustralya

15

 

71

Azim Premji

Hindistan 

14.9

 

72

Marcel Herrmann Telles 

Brezilya

14.8

 

73

Vagit Alekperov

Rusya

14.5

 

74

Mikhail Fridman

Rusya

14.4

 

75

Abigail Johnson

ABD

14.4

 

76

Pallonji Mistry

İrlanda

14.3

 

77

Vladimir Potanin

Rusya

14.3

 

78

Wang Wenyin

Çin

14

 

79

Elon Musk

ABD

13.9

 

80

Stefano Pessina

İtalya