KANADA’DA CADILAR BAYRAMI

KANADA’DA CADILAR BAYRAMI

Bir ayı aşkın süredir Kanada’da bir telaş bir telaş…

 

Mağazalar, marketler;  kuru kafa, örümcek, hayalet, Azrail kostümleri, maskeleri, iskelet parçaları ve bilumum tekinsiz aksesuarla dolup taşıyor. Marketlerde, yol kenarlarındaki çiftlik sergilerinde, manavlarda her boydan koyu turuncu renkteki bal kabakları yığılmış, alıcılara sunuluyor. Cadılar Bayramı (Halloween) için bu kabaklardan tonlarca üretiliyormuş.

 

31 Ekim’deki Cadılar Bayramı kutlamaları için kapitalizm, aklına gelen her türlü tekinsiz sembolü, figürü piyasaya sürmüş, hepsi “Beni alın!” diye çığlık çığlığa. Kasalar doymayan ağızlarını açmış dolarları bekliyor.

Evlerin camları, kapıları, bahçeleri bayramın ruhuna uygun tekinsiz figürlerle süsleniyor. Cadılar, sallanan dev hayaletler, elinde kılıcıyla Azrail, mezar taşları, iskelet parçaları, örümcekler bahçeleri süslerken korku setleri de yaratılmış oluyor.

 

Her evin merdivenlerinde, balkonunda boy boy, koyu turuncu renkte balkabakları. Kabaklar oyularak ağzı, gözleri, burunları olan yüzler haline getirilmiş. Geceleri içinde mum yakılıyor.

 

Cadılar Bayramı’nın (Halloween) kökeni, İngilitere’nin Pagan Kelt kültürüne dayanıyormuş. Bütün kadim kültürlerdeki gibi mevsim dönüşümlerini kutsayan törenler yapılıyormuş. Yaz bitimini, kış başlangıcını, aynı zamanda feodal ağalarla çiftçilerin anlaşmalarının yenilendiği, evliliklerin yapıldığı, ölülerin kutsandığı bir dönemi vurguluyormuş. Zamanla, Ortaçağ’daki Hristiyan anlayışının vahşetiyle Pagan kültürünün reddedilmesi örtüşünce, Pagan kültüründen kalan doğa dinlerinin izleri yok edildikçe, törenlerin, şölenlerin içeriği de değişmeye başlamış. Kötü ruhlar cadılarla sembolize edilmeye başlanmış.

 

Cadı kültü ve onunla bağlı olarak büyü, büyücülük Doğu ve Batı kültürlerinde de yer alıyor ve tarihi en eski doğa dinlerine uzanıyor.  

Hrıstiyanlığın en güçlü olduğu Ortaçağda, cadı avlarıyla doğa dinleri ve doğayla bağlarını koparmak istemeyen dişilik, av metası haline getirilmiş. Ünlü cadı avları dönemi başlamış, cadı diye avlanıp yakılanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmuş, onlar da Hrıstiyanlık tarafından kötü ruhlarla özdeşleştirilmiş. Böylece masum bir Pagan bayramının içeriği Cadılar Bayramı’na dönüşmüş. Kadın cinsi de yine aşağılanmış, gücünden ötürü Hristiyanlıkça dışlanmış, ötelenmiş.

 

Ne var ki halklar bayramın özünü unutmamak için elden geleni yapıyorlarmış. Bu kez de sömürgecilik döneminde bu bayramı yasaklama yoluna gidilmiş. Ta ki kapitalizm palazlanıp, her şeyi meta haline getirmeye başlayınca, cadılardan da olsa kâr etmenin yolunu buldukça tekrar yaygın olarak kutlanmaya başlanmış. Kadın, bir yandan en tekinsiz görünmezlerle özdeşleşirken, diğer yandan tüketim çılgınlığıyla büyük bir pazar doğuyor. Bu pazar salt kostümlerle, maskelerle sınırlanmıyor elbette. Gerek kapalı mekânlarda, gerekse açık mekânlardaki partilerde kullanılan sınırsız alkol ve uyuşturucu tüketimini de görmek gerekiyor. Maksat ticaret olsun efendim. Bu yıl şimdiden, ABD’de Halloween harcamaları 9 milyar doları bulmuş. Ah kapitalizm!

 

Bugün Avrupa ülkelerinde kutlansa da en yaygın, en canlı kutlanma yeri Amerika kıtası. Halkta kabul görmüş olan bu bayramdan politikacılar da etkileniyor elbette. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, bu yıl Süpermen tişörtü ve Clark Kent tiplemesi ile halkının bayramına katılıyor.

 

Baksanıza bizim pek haberimiz yok ama Türkiye’de de partiler verilerek kulüplerde kutlanıyormuş. Acun Ilıcalı’nın karısının uçağa atlayıp New York’taki Cadılar Bayramı partisine geldiğini, Hacı Sabancı’nın sevgilisiyle İstanbul’da bir partiye katıldığını, kostümlerinin pek bir uyumlu olduğunu bizim magazin basınından öğrendim. Jet sosyetemiz kutluyor yani. Bir haber de en yığınsal olarak Konya’da kutlandığına ilişkindi. İroniye bakar mısınız? Biliyorsunuz alkolün en çok tüketildiği ilimiz de dini pek bütün Konya idi.

 

İşte 31 Ekim geldi nihayet. Cadılar Bayramı (Halloween). Siz Toronto’da olsanız en azından “Yakın çevrenizde neler oluyor bu bayramda?” diye merak etmez misiniz? Ben de merak ettim elbette.

 

Gündüz caddelerde dolaştım. İnsanlar her türlü kostümü giymiş dolaşıyorlardı. Gece ise havanın kararmasıyla bayramın en masum kutlayıcılarının, çocukların peşine takıldım, sokak aralarında yollara 

düştüm.

 

 

 

Her yaştan çocuk, ellerinde kocaman torbaları, gruplar halinde evlerin kapılarını çalıyor, “Şaka mı şeker mi?” diye soruyor. Şakanın tadından endişelenen büyükler, şekerleri vererek çocukları savuşturuyor. Yaşları küçük çocuklar, annelerinin ya da babalarının gözetiminde dolaşıyor. Büyükler de çocuklar da çeşit çeşit kostümler içinde. Makyajlar, maskeler…

 

Bu ritüellerde  çocuklar, korku filmlerinin setlerine dönmüş bahçelere korkmadan girerek korkularını yenmeyi, tanımadıkları insanların kapılarını çalarak insanlara güvenmeyi öğreniyorlar diye düşündüm.

 

Akşam saat dokuza varmadan çocukların kutlamaları bitmiş oluyor. Ellerinde şeker torbaları, şeker tadında düşlere dalmak üzere evlerine dönüyorlar.

 

Büyükler ise evlerde ya da eğlence mekânlarındaki partilerde kutlamalarına devam ediyor.

 

Ucunda epeyce para harcamak da olsa, eğlenmek, mutlu olmak insanların temel gereksinimlerinden. Toplumlar, kendi kültürlerine uygun yollar bulup eğlenceyi, eğitimi, mutluluğu üretmeye çalışıyorlar.

 

  1. 10 2018

 

Vildan Sevil

 





 

1.11.2018 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR