Acıtarak seveceğim seni Gaziantep...

FULYA MISIRLIGİL

Acıtarak seveceğim seni Gaziantep...

Gaziantep özellikle kimileri için bambaşka bir dünyanın Gaziantep'i sanki.

Sanki kimilerinin sabahına uyandığı şehir, kimileri için hep bir gün batımı misali.

Hüzün dolu ve de buruk çoğunlukla.

Yok bu, o eskiye dair hissedilen bir özlem değil.

Daha çok, göz göre göre yitirilen bir değerin insanda bıraktığı keder diyebiliriz.

 

Şehrin zenginlikleri diye sunulanların arasında farklı ve yaratıcı fikir atölyelerinin, özgün girişimlerin, çoklu seslerin, objektif gözlerin yokluğu, hep aynı tarz basma kalıp eylemler ve kişilerle dönen çarkların yetersizliği, kısır bir döngüde sıkışıp kalan kimi yöneticilerin kötünün iyisi şeklinde insanlarda yarattığı yetinme psikolojisi, uzun zamandır bu şehri gerçekten seven herkesin dilinde zaten.

 

Bu diller çoğunlukla çay sohbetlerinde birkaç satıra sıkıştırılsa da, yankıları şehrimin her bir sokağında ve sofrasında.

 

Dedikoduyu çok seven bir kitlenin olduğu aşikar, kimse aksini iddia edemez.

Ancak şu da var ki; Eleştiriyi sadece ona açık olanlara yapabilirsiniz, sohbet arasına mecbur bırakılmadan.

Kimileri dinler gider, kimileri dinlemez gider, kimileri için korkulu bir rüyadır ütopyası sarsılır, kimileri için ise şükranlarını sunacağı bir hayırdır, kulak kabartır, faydalanır.

 

Oysa ki, şehrin doğru algılanmasına ve layıkıyla ilerlemesine olanak sağlayacak yegâne gerçek, çok sesli ve profesyonel bir yönetim iken, kuma gömülü başlar ve de bireysel çıkarlarla susan bir kaç aydın görünümlü paydası aslında bireysellik olan insanlarla, ortalamanın çok altında bir yol haritası izlendiğini herkes biliyor.

 

Herkes konuşuyor mu?

Tabiki hayır.

Herkes konuşmak istiyor mu?

Tabiki hayır.

 

Konuşabilmesi için özgür olmaları ve bağımlı

 

olmamaları gereken bir kitle, gönüllü susmayı, biraz da enayilik gibi görünen bu eleştiri çarkına girmemeyi tercih ediyor.

 

Tabi maval okumayı iyi biliyorlar söz sahneye gelince.

Ancak mabalı boyunlarına olacakları, ektiğini biçme akıbetini de unutmamaları gerekiyor.

 

Farklı bakış açılarıyla yetenek yönetimi yapabilmektir bir topluma en büyük zenginliği katan şey.

Gelişim ve değişim ancak bu çeşitliliği doğru şekillerde ve olması gerektiği kadar sentezleyebilmekle mümkündür.

 

Bilmesi gerekenler de bilir bunu zaten.

 

Şehrin tüm yöneticilerinin, bir liderin en önemli özelliklerinden birinin, "Ekibin aklı bireyin aklından üstündür." ilkesi ile,  kontrol takıntısı ve her şeyi en iyi ben bilirim, kimselere de güvenemem algısıyla tek bir aklın diktaladığı, eşitlik ve haklar konusunda adaletin

 

sağlanamadığı kaotik ortamların merkezi olan, kurumsallaşamamış şirket patronlarının aksine işin ehli, liyakat sahibi, sadece yetenek ve donanımına göre istihdam edilen bir ekiple değer katabilmenin mümkün olduğunu çok iyi bilmesi gerekir.

 

Bilmiyor ise yetki ve makamı gereğince öğrenmesi, öğrenmiyor ise yapılan tüm yetersiz iş ve kötü sonuçların sorumluluğunu günah keçilerine yıkmadan bizzat kendisinin alması gerekir.

Sonuçta o günah keçilerine de istihdam eden yine bizzat kendisidir.

Ve hiçbir lider ekibini kurban etmez, etmemelidir.

 

Ayrıca şu da bir gerçek ki; ne o koltuklar ve yetkiler kimsenin babasından, atasından mirastır, ne de kimse sonsuza kadar orada kalacaktır.

Görevi ve yetkisi gereği, temsil ettiği konuma istinaden kendini sürekli geliştirmesi, güncellemesi, eleştiriye açık olması, değişim ve gelişim yetilerini belirli aralıklarla profesyonel bir

 

biçimde test etmesi ve sadece çalışanların değil, bizzat kendisi ve tüm yönetim kadrolarının da performans değerlendirmelerinin en tarafsız şekilde yapılacağı durum tespit çalışmalarıyla düzenli aralıklarla denetlemesi gerekir.

 

İstihdam yaparken hep cevabını aradığım sorudur.

"Sen mi yönetemiyorsun yoksa yönetilen mi yetersiz gerçekten?"

 

Yöneticilik becerilerinin eksikliğinden ötürü kalifiye iş gücünü kaybeden çok yönetici var şehrimizde.

Ancak kritik nokta, bu yöneticilere kendi eksikliklerini tamamlamaları gerektiğini söyleyebilenlerin ve bu azınlığı dinleyebilme iradesini gösterebilen yöneticilerin azlığı.

 

Sistemi, ilkeler ve kurallar üzerine değil, kişiler üzerine kuran yöneticilerin istisnasız hepsinin düştüğü durum, personeli denetlemesi, bilgi casusluğu yapması, kötü polis oynamasını istediği maşalar tarafından kandırılması ve

 

suistimal edilmesidir.

Ben buna kısaca "maşa darbesi" derim.

 

Bir yönetici en büyük hatayı A sınıf insanları C sınıftakilere denetletmeye çalışarak yapmaktadır. C sınıfındaki denetleyicinin bireysel tatminine kurban giden sayısız A sınıfı iş gücü en büyük kayıptır bir yönetici ve kurumu için.

 

Bu şehrin kimyasını bozan en ciddi sorunlardan biri de tam olarak budur!

 

Çalışan ve üreten, iş odaklı ve etik bilen insanların suistimal edilerek kaybedilmesidir en büyük zarar. Niteliksizleşmenin, bir işi on kişinin yapamamasının, yapsa bile kaliteli, doğru ve zamanında yapamamasının trajedisidir Gaziantep'e kaybettiren. 

 

Sunuma harcadıkları enerjiyi, içeriğe harcasalar sadece göze hitap ederek gün kurtararak değil, niteliğe odaklanarak kalıcı çözümler geliştirerek iş yapsalar bugün hepimiz daha güzel bir Gaziantep sabahına uyanabilirdik.

 

Kimileri için daha parlak ve sıcak, kimileri için daha karanlık ve soğuk olmazdı o zaman.

 

Bugün dünyadaki tüm kaosun temelinde, eşitsizliğe karşı verilen bir tepki bulunmaktadır.

Tabi bir de öğrenilmiş çaresizlik hissiyatıyla arada sıkışıp kalanlara, her şeyin azına kanaat etmeyi öğreten, çoğa doymayanların tiyatrosu.

 

İşte trajedi de tam olarak burada başlamaktadır.

 

Ve ben artık şehrim için trajik bir döngü değil, kalifiye iş gücünü kazanan, bilim ve teknolojiden yeterince faydalanan, yüksek kira ve ev fiyatları ile insanları mağdur etmeyen, evrensel nitelikleri ön plana çıkaran, gençleri anlayan, kişisel gelişimlerini destekleyecek seçimlere fırsat veren projeler üreten, kültür, sanat, turizm, tiyatro ve sosyal medya yönetiminde ulusal platformalarda yer alabilecek yeteneklere yer veren, sanayicilik anlayışının sadece para kazanıp, makina almanın ötesinde olduğunun farkında olan ve insana yatırım yapan, sosyal ve

 

kültürel hayat felsefesini nitelikli adımlarla güçlendirecek eylemlerde bulunan, maddiyatın ve unvanların değil, emeğin ve azmin, niteliğin ve yeteneğin değer gördüğü, eğitim konusundaki başarısızlığımızın temelinde yatan sorun tespitine ve çözümüne yönelen, hakkaniyetli istihdam politikalarıyla, ülkeye mal olabilen değerleriyle, arge ve inovasyon, yetenek ve nitelik odaklı tutumuyla, kurumsal şirketleriyle, bir kaç dil bilen, yetki ve değer veren liderleriyle, fırsat eşitliğinin sağlandığı özgün girişimcileriyle, küçük işletme sahibinin de büyük işletme sahibinin de eşit şekillerde desteklendiği ticari politikalarıyla, tarafsız ve şeffaf belediyecilik anlayışı ile halkın önceliklerini merkez alan, rant sistemine prim vermeyen ve tamamıyla gerçekleri yazan, soru sorabilen, sorgulayan ve varlığı bağımlı hale getirilmeyen bir basını olan, olması için de teşvik edilen bir şehir istiyorum.

 

Sadece yemenin içmenin, kebabın köftenin, fıstığın peynirin konuşulup, yerlisinin de artık ancak izleyebildiği, eyi olur zaarlarla, iki çirtik yerel hanekle körlerin sağırların, gösteriş ve

 

tüketim odaklı zihniyetin birbirlerini ağırladıkları, kendi hatalarını kapatmak için gündem değiştirip, bir kaç ölüm nedir ki zihniyetiyle tek bir vatandaşın bile zarar görmesinden dolayı yeterince rahatsızlık duymayan, kent imajına bizzat zarar veren, korona ölümlerinin ve şehrin neden böyle bir dereceyle ülkenin gündemine oturduğunu anlamak için çok yönlü araştırma yapmayan, sürekli farklı bahaneler ve hedeflerle kendileri hariç herkesi suçlayan insanların olduğu bir Gaziantep değil.

 

Çok mu şey istiyorum!

Az bile...

 

"No justice no peace" diye haykıran bir kalabalığın önünde giden küçük bir kız çocuğunun sesi yankılanıyor her yerde.

Ve evet, adalet yoksa, eşitlik yoksa, huzur ve barış da olmaz hiçbir yerde.

14.12.2020 (FULYA MISIRLIGİL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KURUMSALLAŞMAK

" Seni Sevmiyorum..."

Sayın Yetkili ! Ne Olacak Bu Liyakatsizlik Cenneti ?

Bir Gaziantep Anadolu Lisesi ( GAL ) Efsanesi, "Bahri Baba"

Benim adım Antep değil, Gaziantep!

Kim demiş?

SAHİP ÇIKMADIĞINIZ HER DEĞERE BİR GÜN BAŞKASI SAHİP ÇIKTIĞINDA, YALAYIN DİYE YARATILDI AVUÇ İÇLERİ

Sallanıyoruz...tutan yok mu?

Bir liyakatsizlik trajedisi