BİZ BUNU GÖZE ALAMAMIŞTIK. VE İKİ ÖNEMLİ HATA YAPTIK

BİZ BUNU GÖZE ALAMAMIŞTIK. VE İKİ ÖNEMLİ HATA YAPTIK

Geçenlerde sohbet ettiğim bir Kürt siyasetçi, siyasetin akışını değiştirecek iki önemli şey söyledi.

Aşağıda yazacağım nedenle, onu içimde eziklik duyarak dinledim.

Düşünceli gözlerini önündeki boşluğa dikerek, "Biz hata ettik," dedi.

Onun hata dediği şey ilk değildi.    

Takvimler 2 Mart 1994 gününü gösteriyordu.

Başbakan Tansu Çiller, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, bir grup Kürt milletvekilini hapishaneye tıkmaya karar vermiş ve meclisi polis ablukasına almışlardı.

Yargı şimdiki gibi o zaman da güdümlüydü.

Tansu Çiller gazetecilere, "Yargı ile konuştum, gereğini yapacaklar," diyordu.

Yargı kendisine verilen bu talimata uyarak, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Leyla Zana, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve beni bileklerimizde kelepçelerle Ankara Ulucanlar Cezaevi' ne kapattı.

Eskiden at ahırı olarak kullanılan cezaevinde dokuzuncu koğuşa konulmuştuk; birkaç ay sonra Selim Sadak ve Sedat Yurtdaş da bize katıldılar.

Bir öğle vaktiydi.

HEP eski genel başkanı Feridun Yazar' ın da aralarında olduğu bir grup avukat ziyaretimize gelmişlerdi.

Hakkımızda açılan davayı konuşuyorduk.

Feridun Yazar, "Bu mahkemenin görevi size ceza vermektir, "dedi. "Şekli bir yargılama yapılacak, sonra da ceza verilecek!"

Avukatlar, "Sonu belli olan bu oyunda yer almayın. En doğru hareket, bu oyundan çekilmek ve mahkemeyi tanımamaktır," dediler.

Böyle bir restleşme, devlete ve onun yargısına apaçık meydan okumaktı. Doğal olarak sonuçları da ağır olacaktı.

Peki, biz bu ağır faturayı göze alabilecek miydik?

Dürüstçe söyleyeyim ki, göze alamadık. Dışarı çıkma arzusu daha baskın geliyordu.

Bu ruh hali içinde avukatların bu önerisini duymazlıktan geldik.

Böylece kimlik bildiriminde bulunarak yargılanmayı kabul ettik...

Yargı bu zaafımız nedeniyle meşruluk kazanmış oldu.  

Kürt siyasetçi sitemkâr bir sesle, "Siz o zamanlar, o direnci göstermiş olsaydınız belki bir gelenek oluşur, biz de bugün bu hatayı yapmazdık," dedi.

Yüzü acıyla kasılmıştı.

Göz kapaklarını aşağı indirdi, kendi kendisiyle konuşur gibi şöyle devam etti:

"Biz önemli iki hata yaptık:

Birincisi, yargılanmayı kabul ettik. Böylece yargı sürecinin bir parçası haline gelerek onu meşrulaştırmış olduk.

İkinci hatayı ise, milletvekillerimizi mecliste tutarak yaptık. Kürsüde ne söylenirse söylensin hiçbir değeri yok, sanki duvara konuşuluyor. Orada kalarak meclisi meşrulaştırıyor ve zulüm çarkının dişleri haline geliyoruz."

Siyasetçi arkadaş gelecek hakkında fazlasıyla karamsardı.

Siyasette her zaman bir çıkış yolu vardır, dedim.

"Nasıl bir çıkış?" diye sordu, gözlerinde ışıyan merakla.

Bana kalırsa, dedim, meclisten çekilmek ve bundan sonra yapılacak seçimlere katılmamak gerekiyor.

Bunun için REFERANDUM yapılmalıdır.

KANPARTİ' AKP' nin değirmenine kontrolündeki gündem ancak böyle etkili bir sivil itaatsizlikle tersyüz edilebilir.

Baharda yoğun bir propaganda eşliğinde her mahalle ve sokağa referandum sandıkları kurulduğunda...

Düzenle ruhsal ayrışmanın yaratacağı bir deprem olacak ve yer yerinden oynayacak...

Korku duvarları yıkılırken...

KANPARTİ bu depremde kamyon çarpmışa dönecektir.

KANPARTİ ile böyle meşru bir zeminde kapışmak gerekiyor.

Bakalım el mi yaman, bey mi yaman!             alinakavdo@gmail.com

 

 

14.01.2018 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR