|
Yazar bazen kendisi için de aşağıda okuyacağınız türden yazılar kaleme alır.
Hep yalnız akşamlarımda bulur beni o garip dayanılmaz arzu!
50 yıl önce yaşanmış, tadına doyulmaz gecelerin rüyasını görmek arzusu…
Başım hafiften yana doğru eğilir, hayal denizinin dalgalarına bırakırım kendimi.
Dalgalar bazen yukarı atar, bazen aşağıya çekerken içimi nasıl acıtır.
Dalgaların göğsünde çalkanırken, köpüklerinin arasından aşina, bildik, sevgili çehreler sökün eder birer birer.
Bir yaştan sonra hayatları, olsa, olsam, olsaydı’lar kuşatır.
Gene genç, gene serazat, gene aşık, gene elit tabakanın devam ettiği Ankara Astorya Gazinosu gecelerinde olsam, çılgın geceler yaşasam yine.
Trabzon Milletvekili Kamuran Ural, Adana Milletvekili Melih Kemal Küçüktepepınar ile gene ön masaların birinde otursak, kahkalarımız gene yerlere dökülse.
Keyifli halimizi gören komilerden birisi, kül tablalarını değiştirmek bahanesiyle yanımıza sokulup Melih Kemal’den kendisini iyi bir işe yerleştirmesini istese. Melih Kemal Küçüktepepınar da gülerek; oğlum şimdi bunun sırası mı, yarın Meclise gel dese.
Kamuran Ural’ın her şeye boş veren tavrıyla, Mektebi Mülkiyeli şık ve zarif adam Melih Kemal’in çevredeki tanıdıklara gülücüklerle selam dağıtan ve sık sık hadi şerefe beyler diye kadeh kaldıran tarzı örtüşmese de ne gam, mutluyuz ya.
Sazlar kürdîlihicazkâr peşrevine girerken anons yaptırmadan elinde tuttuğu mikrofonla Müzeyyen, yandan yırtmaçlı gül kurusu rengi tuvaletinin içinde tebessüm ederek sahnede görünse. Bir ayağını öne doğru uzattığında, yırtmacından bacağı açılsa.
Hayranlarının yolladığı çiçeklere iliştirilmiş kartları okurken bir yandan da salonda bulunanlara göz gezdirse.
Peşrev bitince Hacı Arif Bey’in aynı makamdaki şarkısını kendine özgü ses rengiyle yorumlamaya başlasa.
Hançer-i ebrusu saplandı dile
Gamze-i fettanı verdi velvele.
Salonda bıçak çatal sesleri dinse, herkes oturduğu sandalyenin arkalığına yaslansa bir iki masadan şarkıya pes perdeden eşlik edenler olsa ve programa, bazı istekleri yerine getirerek ve daldan dala seker gibi, nihaventten rasta, hüzzamdan hüseyniye, mahurdan hicaza geçerek devam etse.
Okurken sahneden inip masaların arasında gezinse, bir dinleyicinin uzattığı elmayı avuçlarının arasına alıp çıtırdatarak anında ikiye ayırıverse ve onu huşu içerisinde dinlesek.
Bir buçuk saat devam eden program bittiğinde ortalığa bir sessizlik çökse ve masaya gelen şef garson kulağıma doğru eğilip, kısık sesle; Müzeyyen Hanım sizi yukarıya, odasına rica ediyor diye fısıldasa.
Kamuran Ural ve Melih Kemal gürültülü biçimde ooo hadi bakalım bay bay deseler!
Hayal dünyasından çıkarken Avni Anıl’ın Hicaz şarkısı takılır dudaklarıma
Rüya gibi uçan yıllar biraz durun, durun biraz.
Kaybolan günlerim için hesap sorun, sorun biraz.
|