“Hiç böyle yazı başlığı olur mu?” diye, boşuna eleştirmeyin. Bana göre de olmaz… Olmaz ama bu ülkede neler olmuyor ki? Varsın buda benden olsun.
Üstelik bu uydurma bilmecede kastedilen şahsiyetlerin kim olduğunu anlamayan bir ahmak çıkar mı diye de gerçekten merak ediyorum.
“O halde bu nasıl mı bilmece?” dediğinizi duyar gibiyim. Dediğim gibi uydurma bir bilmece!
Bilmece uydurma ama tespit Adanalıların deyişi ile “Allah’ına kadar” doğru ve gerçek.
O halde herkesin bildiği bu gerçek ortadayken; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hiç mi utanıp sıkılmadı o sözleri sarf ederken:
Bülent Arınç, Ana Muhalefet Partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılınçdaroğlu’nun boyu ile eliyle işaret ederek alay ediyor ve: “Şu kadar boyuyla bir şeyler söylüyor…” diyor.
Pes gerçekten pes…
Bu duruma zıpır gençlik olsa “ohaaa… yaaani…” derdi, ama Allahtan yaş tutmuyor. Yoksa ifadenin tam karşılığıdır!..
Bülent Arınç’a göre bu ülkede konuşma hakkı ve salahiyeti; boyu kendisi gibi (1.77) ve Recep Bey gibi daha uzun olanlara aitmiş.(!)
Oysa ucuz oy avcılığı uğruna öykündükleri Menderes ve Özal’ın da boylarının kısalığı hepimizin malumdur.
Bu gerçeği bile bile Menderes ve Özal’ın resimlerini Erdoğan’la yan yana koyup altına “Demokrasi Kahramanları” yazmaya da sıkılmıyorlar. Ne ayıp… Ne absürt… Ne münasebetsiz bir durum.
Hele hele Arınç’ın bu mantık dışı teorisinden sonra Mustafa Kemal’i düşününce hepten çuvalladım.
Çünkü Atatürk kalkmış, boyuna-posuna bakmadan bu ülkeyi AKP’nin gizli oturumlarda kapıkulluğu yaptığı emperyalist güçlerin işgalinden kurtarmış.
Yedi düvelle baş etmiş. Modern Türkiye Cumhuriyetini kurmuş. Yaptığı devrimlerle tüm dünyaya örnek olmuş Mazlum ülkeler için kurtuluşun ve bağımsızlığın sembolü olmuş…
Olmuş ama boşuna olmuş. Çünkü Bülent Arınç’ın kriterlerine göre Atatürk’te boyuna bakmadan boşuna konuşmuş…
Bu arada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bölümü’nde görevli Doç. Dr. Eren Akçiçek “Atatürk’ün boyu 1.68 değil, 1,74’tü.” demiş ama bakın yine kurtaramıyor.
Rahmetli Anneannem derdi ki: “Kırıldı Beyler, Paşalar… kimlere kaldı köşeler?”
Gerçekten güzel bir söz!..
Bir ülkenin Başbakan Yardımcısı… Yetmez… Ayrıca TBMM başkanlığı da yapmış bu ağzı bozuk, zihni bulanık, vicdanı karanlık, gözü sulu şahıs; bakın daha öncede kimlere bel altından vurmuş?
Konuşmaları ve tavırları bulunduğu makamla uymayan; yakışıksız ve seviyesiz söylemlerine bir iki örnek:
14 Nisan 2004: (23 Nisan resepsiyonu davetiyelerine eşinin adını neden yazdırmadığını soran gazetecilere) “Bunun karşılığı şeyini şey ettiğimin şeyidir. Bunu bana tekrar niye soruyorsunuz” demişti.
Yine,
20 Haziran 2005: (Manisa Dericiler Sitesi Başkanı Hüseyin Akdede’nin “Sayın Başkanım size ağabey olarak hitap etmek isterim” diye izin istemesi üzerine) “Bülent Ersoy deme de ne dersen de!” diyivermişti.
Bülent Arınç için aslında fazla söze gerek yok.
Çünkü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, medyayı eleştirirken de, “Tuuuuu size” diyebilecek kadar kendini ve konumunu bilmezlik içindedir.
Şimdi sorarım sizlere, kafatası ölçümüyle ne kadar Türk olunacağını anlamaya çalışan faşist mantıkla, boyla adamlık ölçen Bülent Arınç’ın bir farkı var mıdır?
Bir insanın boyu, kilosu, rengi, güzel veya çirkinliği veya yakışıklılığı fiziksel özellikleridir. Bu özellikler doğuştandır.
Bülent Bey’in anlayabileceği dilden ifade edersek “Allahtan’dır”
İnsanların bu özellikleriyle alay etmek, küçümsemek, incitmek, onur kırmak ahlaki değildir. İnsani değildir, Haysiyetli bir davranış değildir. Etik de değildir.
Yine Bülent Bey’in anlayacağı dilde (!) ise Allahın yarattığı ile dalga geçmek çok günahtır.
Oysa Bülent Bey bu hataları her zaman yapıyor. Neden? Çünkü kapasitesi ve çapı o kadar.
Anneannem boşuna mı demiş, “Kırıldı Beyler, Paşalar… kimlere kaldı köşeler?”diye.
Şimdi gelelim bilmecenin açılımına:
Ne demişiz bilmecemizde? “Boyu kısa dik duruyor. Boyu uzun diz çöküyor?”
Sayın Kılıçdaroğlu’nun boyu, Recep Bey’le kıyaslanınca daha kısa olduğu apaçık görülüyor.
Peki, bu bir eksiklik mi? Veya şöyle soralım: Recep Bey’in uzun olması bir üstünlük mü?
Asla... Bu özellikler ne eksiklik nede üstünlüktür.
Velev ki bu şahsiyetler manken olmayı kafaya koymadılarsa…
Bildiğim kadarıyla bahse konu şahsiyetler ne manken olup podyumda salınacaklar, nede NBA’da basketbol oynayacaklar.
İkisi de siyasi parti lideri.
Recep Bey iktidarın sefahati ve tek adamlığın pervasızlığı içinde böbürleniyor. Kılıçdaroğlu ise üstlendiği görevin sorumluluğuyla ülkeyi karış karış gezerek gerçekleri halka anlatmaya çalışıyor.
İşin aslına bakıldığında:
Recep Bey, 8 yıldır ülkeyi yönetiyorum (!) diye yangın yerine çevirmiş. Millet perişan. Ülke elden gitmiş… Yalan, dolan, riya ve talan her alanda egemen olmuş…
Varsın olsun… diyorlar.
Kendileri hergün dev aynasına bakıp; “benden daha uzun boylu, benden daha yakışıklı, benden daha fazla kükreyen var mı? Hatta 30 yıl sonra 12 Eylül zulmümde yitip giden gençler için hüngür hüngür ağlayabilen (!) bir başka lider var mı?” diye feryat ediyor.
Kısa boylu dik duruşlu Kemal Bey ise;
“Bu iş boyla- posla olmaz. Bu iş akıl işidir. Bu iş namuslu, vicdanlı, ahlaklı, onurlu ve dürüst olmayı gerektirir. Bu iş, halkı ve ülkeyi sevmeyi, cumhuriyet kazanımlarını ve ülkenin bağımsızlığını ölümüne korumayı gerektirir.
Bu iş vicdan işidir. 12 Eylül faşist darbesinin mağdurlarının acısına tuz dökmek ve bunu oya tahvil etmeye kalkmak hem ahlaklı değildir hem vicdani değildir.
Çünkü o günlerde yan gelip yatanlar ve futbol sahalarında top koşturanlar deği, fatura ödeyenler bilir o acının malzeme edilemeyeceğini…” diyor.
Yine Kılıçdaroğlu diyor ki;
“Recep Bey, Başbakanlık halk perişan bir durumda aç ve susuz yatarken, gençler işsiz aşsız sokaklarda serseri mayın gibi boş boş dolaşırken; kendini ve yakınlarını zengin etme yeri değildir.
Bu iş onların geleceğini dert edip çözüm üretmeyi gerektirir. Bu nedenle çıkardığın bu yangını ancak ben söndürebilirim” diyor ve yurttaşlardan onay istiyor.
Bizlerde tarafsız bir gözle hakem olup değerlendirelim ikisini de:
Recep Bey’in 8 yılda yaptıkları, pardon (yıktıkları) ortada. Tam bir vurgun düzeni.
Demokrasi söylemleriyle faşizmin ayak sesleri birbirine karışmış. Yıldırma, bastırma, susturma ve korku imparatorluğuna insanları biat ettirmek için kurumlar ve kuruluşlar dinamitlenmiş.
İçleri boşlatılıp ruhları yok edilmiş.
Şimdi referandum aldatmacasıyla teslim alınamayan Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Yargı kuşatılıp çökertilerek teslim alınacak
Kim yapıyor tüm bunları?
Boyu kısa ama dik duran Kılıçdaroğlu mu, yoksa boyu uzun ama zoru görünce hep diz çöken Recep Bey mi? Kim kıyıyor bu ülkeye?
Yazılanlar yalan mı, iftiramı? Bunları görüp, dert edip, başımıza gelecek belalara aldırmadan yazan ve anlatmaya çalışan bizler korkuyor muyuz?
Ne kadar zulmederlerse etsinler; bizler ne Recep Bey’den ne Bülent Arınç’tan hiç ama hiç korkmuyoruz…
Çünkü yazdıklarımızın hepsi doğru…
En önemlisi onlar gibi insanlara iftira atıp Silivri’ye de yollamıyoruz. Çünkü bizler hem Allahtan korkuyor hem de kuldan utanıyoruz. Ama en önemlisi bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğünden vazgeçmiyoruz.
Bu nedenle diyorum ki Bülent Bey huuuu, konuşmak için, tavır koymak için, halkı uyarmak için önemli olan uzun veya kısa boylu olmak değildir. Önemli olan dik durabilmektir. Omurgalı olmaktır.
En ufak bir zorlukta eğilip bükülmemektir.
Olur, olmaz yerde başkalarının karşısında diz çökmemektir. Becerilemiyorsa gösteri yapıp ucuz kahraman olmak için ata binmeye çalışıp yerlerde debelenmemektir.
Yinemi yalan diyorsunuz… O zaman balık hafızalılara başka diz çöküşleri anımsatayım:
Her fırsatta en üst perdeden “PKK’ya karşı dimdik ayaktayız, bizi yıldıramazlar, geri adım attıramazlar” diye babalanırken:
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Türkiye Cumhuriyeti Topraklarında nasıl diz çöktüğü günlerce tartışma konusu olmuştu.
Daha açıkçası o görüntüler insanları şöyle düşündürmüştü:
“Bir Başbakan, kendi toprağında, yanında Genelkurmay Başkanı ve askerler varken o kadar korkuyorsa neden gitti neden, diz çöktü?
Ya da gerçekten tehlike varsa neden oraya götürüldü?” diye hesap sormak istiyorlar ama Recep Bey’in diz çökme alışkanlığı akıllarına gelince vazgeçiyorlar.
Biliyorlar ki Recep Bey, nedense bir türlü dik duramıyor. Tıpkı verdiği sözlerde duramadığı gibi!
Anımsarsanız yıllar öncede: başında takkesi ile Hikmetyar’ın ayakları dibinde diz çökmüş bu tablo kimsenin içine sinmediği için hafızlardan silinmemiştir.
Hatta o günlerde CHP’nin uzun boylu ve atletlik yapılı eski Genel Başkanı Deniz Baykal kendileri için:
“Benim de Afganistan’da El-Kaide örgütü üyesi şeyhlerle aile fotoğrafı çektiren, Hikmetyar’ın önünde diz çöken ve (bunlar Hizbullah terör örgütüdür) diyemeyen bir Başbakan'ın olması kanımı donduruyor” demişti.
Bu gerçekler ortadayken Sayın Bülent Arınç Allah aşkına az konuşsun… Hatta mümkünse hiç konuşmadan Recep Beye övgüler dizerek kameralara ağlayıp dursun. Bakarsınız Recep Bey dayanamaz kendileri köşke çıkarken AKP’yi Arınç’a bırakır.
Ha gayret… Korkmayın Sayın Arınç, vaziyeti benden başka kimse çakmadı.
Ancak Bülent Bey’e iki çiftte benim lafım var:
Madem siz o kadar cesur ve yüreklisiniz, bırakın saygısızca Kılıçdaroğlu’nun boyuyla uğraşmayı da kendi “Uzun Başbakanınıza” şunların hesabını sorun:
Habur sınır kapısında PKK’ lı teröristler “davul- zurnayla” karşılanırken Recep Bey, “Habur fotoğrafı umut verici” dediğinde millete dönüp;“Başbakanımızın boyu uzun ama boş konuşuyor” diyebilseydiniz...
Yine ABD askerlerinin ırak’ın kuzeyinde on bir askerimizin başına çuval geçirildiği zaman, “ABD’ye nota verecek misiniz?” diye soran gazetecilere “Ne notası müzik notası mı?” diye cevap verildiği zaman kendisini uyarıp çok boş konuştuğunu anımsatsaydınız.
Özelleştirme adı altında Tüpraş’ın Ofer’e Telekom’un Oger’e satıldığı günlerde Receb Bey’e, “Boyunuz uzun ama yaptığınız yanlışlar sizi de, şahsınızda Türk Milletini de dosta düşmana diz çöktürüyor. Lütfen aklınızı başınıza alın. Bu kadar ihanet içinde olmayın” diye kınayabilseydiniz.
Hele hele bir hukukçu olarak referandumu sulandırmak, göz boyamak ve istismar etmek için ilave edilen 15 maddeyle ilgili 30 yıl susan sizler:
Bizim gibi mağdurlar “12 Eylül Faşist darbesinden hesap sorulmalı” diye her platformda dile getirirken kulaklar sağır gözleri kör olan Receb Bey’in, şimdi insafsızca, vicdansızca bu konuyu ve acılarımızı istismar ederek artistik yapıp gözyaşı dökme korosuna iştirak etmeseydiniz.
Nasıl mı istismar ediyor?
Recep Bey, AKP’nin grup toplantısında 12 Eylül 1980 tarihinde idam edilen Ülkücü Mustafa Pehlivan oğlu’nun idam edilmeden önce ailesine gönderdiği mektubu okuyor.
Mektubu okurken ekran başında hepimizin kimyasını bozuyor.
Ancak o günleri yaşayan, türlü bedeller ödeyen bizler, ekran başında Recep Beyin gözyaşları karşısında dumura uğruyoruz.
Çünkü istismarın bu kadarı da olmaz. Bu kadar güzel rol yapılmaz. Aman Allah’ım bu gözyaşları gerçek mi? O zaman yıllardır bu acıları neden hiç hatırlamadılar? Neden kimseyle paylaşmadılar?
Hiç utanmadılar mı o genç fidanlara ölüm emrini veren Kenan Evreni ağırlarken?
Acaba Recep ve Bülent Beyler ağlarken bunlarda geldi mi akılarına. En önemlisi zaman aşımına uğratmadan neden hesap sorulmadı? " diye, düşünüp saçımızı başımızı yoluyoruz.
Ne diyeyim;
Helal olsun vallahi… Recep Bey ve Bülent Arınç, insanı çileden çıkaracak şekilde ağlıyor!
Aslında Bülent Bey zaten talimli. Her ortamda makamlı (müzikal) ağlama ustası. Bunu sık sık yapıyor. Etkili de oluyor.
O grup toplantısında da (1.77 boyundaki Bülent Arınç ) kameralara karşı en masum (!) görüntüsüyle ağlıyordu. Yerseniz…
Ne diyeyim helal olsun yine pes…
Yahu haydi Recep Bey o günlerde top peşinde koşarken veya ailesine katkı için su simit satarken farkına varamadı olanların.
Ya da anlayıp kavrayamadı neler olduğunu.
Eh be adam 1.77 boyunla konuşma hakkı olan sen demedin mi Recep Beye “Sayın Başbakanım, bu olayların üstünden 30 yıl geçti ve bizim bu konu hiç gündemimizde olmadı. Çok abartmayın da amacımızı bilmeyen, anlayamayan samimi darbe karşıtı yurttaşlarla liboş solcular uyanmasın.” diye.
Yine lafı uzattık. Sayın Bülent Arınç aslında size söylenecek çok atasözü var ama burada yakışık almayacak.
Sadece tekraren anlayabilmeniz için şunu söyleyeyim.
Boş işlerle uğraşmayın. Çünkü CHP’de boy sorunu da yok boy kompleksi de.
Çünkü Deniz Baykal uzun boyuluydu. Grupta konuşurken herkes dikkat kesilir ve kendileri de güçlü belagatiyle sizlere (Recep Bey’e) haddinizi bildirirdi. Kendilerine şık olmayan bir tertip yapıldı ve istifa ettiler.
Şimdi Kılıçdaroğlu, tüm parti örgütünün yani (Baykalcı delegelerin) oy birliği ile genel başkan seçildi. Bu koşullarda hangi ihanetten söz ediyorsunuz Recep Bey? Yoksa aynaya bakarken mi o söz aklınıza düştü.
Sayın Arınç, kendinizi daha fazla küçültmeyin. .Kılıçdaroğlu neden rahat rahat konuşuyor biliyor musunuz?
Çünkü halk onu istiyor. Halk ona inanıyor ve güveniyor. Üstelik onu gerçekten seviyor.
Biliyor ki bu güne kadar çalıştığı kurumlarda elinden trilyonlar geçmiş ama “çalmamış, harama el uzatmamış. Yetim hakkı yememiş. Aile efradını zengin etmemiş. Ama en önemlisi kimseye özelliklede insanına ve ülkesine ihanet etmemiş.”
Nasıl mı başarmış bunları?
Sizin uzunun yapamadığını yaparak… Yani dik durarak. Kimsenin önünde diz çökmeyerek.
Neyse bu kadar haşlama yeter. Birazda espri yapalım:
Sayın Arınç biz sizin Recep Bey’i, Deniz Baykal’la çok yorduk. Şimdi sizin gibi ne dediğini bilmezlere ders olsun diye; kısa boylu ama dik duruşlu omurgası sağlam Kılıçdaroğlu’yla da nakavt edeceğiz…
Bu maçta kondisyonerliği de verdiği doğru kararla tarihe geçecek olan ve ülkenin karanlığa gidişine dur demenin mimarı olan bir başka kısa boylu dik duruşlu siyasetçi olan Önder Sav yapacak.
Sayın Bülent Arınç yerinizde olsam korkardım. Çünkü Önder Sav gerçek bir hukuk adamıdır. Tanırsınız. Bilirsiniz... Sizler gibi hukuk dışına çıkan kim olursa olsun yeri ve zamanı geldiğinde kündeyi takıp tuş edebilen bir şahsiyettir.
Sakın onunda boyuna laf etmeyin. Bakın karındaşlarınız olan Saadet Partililer işin içinden çıkamayınca “hak hukuk ne der” diye Önder Sav’a başvurdular. Ondan akıl istediler.
Size gelip danışmadılar. Çünkü sizlerin mayasını ve çapınızı bizden iyi onlar biliyorlar.
Son Not:
Sayın Arınç bu yazıyı boy kompleksi olan birisi olduğum için yazmadım. İnanın Türk standartlarına göre (1.67 boyu olan) ama hiçbir çıkar uğruna diz çökmeyi beceremeyen bir yurttaş olarak kaleme aldım.
Sizin içinde Allah’tan temennim dilinizi ıslah etmesidir!..
Bu arada Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi:
Kenan’dan olma, Recep’ten doğma Anayasa’ya… HAYIR.
Güler Buğday. |