 2937 sayılı MİT ile ilgili Yasa'nın 26 ncı maddesinde "MİT mensuplarının veya Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı CMK 250. maddesine göre kurulan Ağır Ceza Mahkemeleri’nin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla, haklarında soruşturma yapılması Başbakan’ın iznine bağlıdır.” şeklinde bir düzenleme yapılması öngörülmektedir. Düzenlemede, geçici bir madde yer almadığı ve ceza yargılama hukukunda derhal uygulanma kuralı geçerli olduğu için de, yapılmakta olan düzenleme, başlamış ve devam eden değil, bu düzenlemenin yürürlüğünden sonra başlayacak olan soruşturma ve yargılamalarda uygulanabilir niteliktedir.
Bu düzenlemeyle, anılan maddeye iki konuda ekleme yapılmaktadır. Bunlardan birincisi, MİT mensubu olmayan, ancak Başbakanın özel bir görev için görevlendirdiği kişiler hakkında, ÖGM'lerin görev alanında kalsın ya da kalmasın, madde kapsamındaki suçlar için Başbakan'ın izin koşulunun öngörülmesidir. İkinci boyut ise, MİT mensupları için ÖGM'lerin görev alanında kalan suçlarda da Başbakan'ın izin koşulunun getirilmesidir.
2937 sayılı MİT Yasası'nın 26 ncı maddesinde yapılması düşünülen değişiklik, tam bağımsızlığı ve hukuk devletini sorgulatan, saltanata yol açan, faşizmi kurumsallaştırıp hukuksal bir alt yapıya da kavuşturan nitelikte bir değişikliktir.
ÖGM'ler; CMK'nın 250/3 ve 251/1 nci madde hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişiler ile askeri mahkemelerin görev alanı dışında kalan konularda, kendilerinin görevli kılındıkları suçlarla ilgili olarak, kişilerin sıfat ve görevleri ne olursa olsun, görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenmiş suçları bile doğrudan soruşturmak ve yargılamakla görevlendirilmişlerdir.
2937 sayılı MİT Yasası'nın 26 ncı maddesinde ise, MİT mensupları hakkında, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasındaki suçlarla ilgili olarak, ceza soruşturması yapılması Başbakan'ın iznine bağlanmıştır. MİT Yasası özel yasa ise de, ÖGM'lerle ilgili düzenleme ve bu düzenlemenin içeriği gözetildiğinde, ayrıca MİT mensuplarından Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin yargılayacağı statüde kimsenin de bulunmaması karşısında, ÖGM'lerle ilgili konularda MİT Yasası'nın uygulanma durumu söz konusu değildir. Uygulama da bu şekilde sürdürülmektedir. O nedenle siyasi irade bu değişikliğe gereksinim duymuştur.
DGM'lerin tabelasının değiştirilip daha da fazla olanaklarla donatılarak ÖGM'leri kuran ve ÖGM'ler beklentileri doğrultusunda adım attıkça ÖGM'lerden yararlanma yoluna giden siyasi irade; gelinen aşamada ÖGM'leri tamamen kendi istediği alan içerisinde tutabilmek, bu alan dışına çıkmalarını da kesin olarak engellemek, istemediği konulara ÖGM'lerin el atamamasını sağlamak için, ÖGM'leri kaldırmak aklından geçmediğinden, bu değişikliği yapma iradesini ortaya koymuştur.
Yapılan düzenleme ile MİT mensupları için ÖGM'lerin görev alanında kalsın ya da kalmasın her türlü adli konuda Başbakanın izni öngörülmektedir. Burada MİT mensupları ayrıcalıklı bir konuma taşınmaktadır. Başbakan izin vermediğinde, ÖGM'lerin görev alanı dışında kalsın ya da kalmasın MİT mensupları hakkında bu izin vermeme işlemi hakkında, yargı yoluna başvurulup başvurulamayacağı konusu gündeme gelecektir. Kamu görevlilerinin soruşturma ve yargılanmaları konusundaki izin ve izin vermeme işlemlerinin denetimini düzenleyen 4483 sayılı Kamu Görevlileri Hakkındaki Yasa'nın, özel yasalardaki düzenlemeleri kapsam dışında tutması, 2575 sayılı Danıştay Yasası ve bu Yasanın da 42/k madesi gözetildiğinde, bu izin vermeme işlemlerine yargı yoluda kapalı denilemeyeceğinden, genel kurallara göre yargı yoluna tabi tutulabilecektir.
Düzenleme yönünden yanıtlanması gereken en önemli soru, bu düzenlemenin, MİT mensupları dışında, kimleri ve hangi konulardaki görevlendirmeleri kapsadığı konusudur.
Özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirenler ibaresi ele alındığında, burada kamu görevlisi olma koşulu aranmamıştır. Daha da ötesi vatandaş olma koşulu dahi aranmamıştır. Böyle bir düzenlemeye gerek görülmesi yabancı ajanların Başbakanlıkça görevlendirildikleri, bu yolun kullanıldığını da açıkça ortaya koymaktadır. Bu madde CIA ve benzeri yabancı ajanlar ve diğer yabancılar için getirilen koruma niteliğindedir. Türkiye'nin egemen bir devlet olma niteliğini zedelemekte, tam bağımsızlığın söz konusu olmadığını ve ortadan kalktığını, emperyalizmin hükümranlık ve vesayetinin yasalarda bile ifade edildiği bir aşamaya gelindiğini göstermektedir. Ayrıca vatandaş ya da yabancı, kamu görevlisi olsun veya olmasın, Başbakan'ın özel bir görev verdiği herkes, bu madde kapsamında kalmaktadır.
Yine düzenlemede Başbakanın özel bir görevi yerine getirmek için görevlendireceği kişileri, kamu görevlisi veya vatandaş olsun veya olmasın "hangi konularda" görevlendireceği sorusu da yanıtsız kalmaktadır. Başbakana ucu açık bir yetki tanınmakta, bir saltanat hali yaratılmaktadır.
Yapılan düzenleme çok acemice hazırlanmış bir metin değil, bilinçli bir iradenin ürünüdür. Düzenleme, hukuk devleti, tam bağımsızlık ve egemenlik, eşitlik ve yargı bağımsızlığı yönünden açıkça Anayasa'ya aykırıdır. Faşizmin alt yapısı, derin devletin yasalarda ifade edilen tanımlamasıdır.
Şeffaf ve demokratik devlet yerine, sorgulanamayan, hükümran, faşist bir devlet modeli ortaya konulmakta, Başbakan ve çevresi için imtiyaz yaratılmakta, ileri demokrasi denilerek atılan adımın da, hukuk devletinden kutsal hükümete, demokrasiyi araç olarak kullanarak faşizme doğru atılan bir adım olduğu ayrıca ortaya çıkmaktadır.
Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU
YARGI-SEN Başkanı
|