Bölücülüğün hası, 10 yaşındaki çocuğun kafasına silah dayamaktır!

Bölücülüğün hası, 10 yaşındaki çocuğun kafasına silah dayamaktır!

Bölücülüğün hası, 10 yaşındaki çocuğun kafasına silah dayamaktır!

Bir çocuk daha sorduğu tüm soruların karşısında "Çünkü Kürdüm" yanıtını bulacak.

İnsan doğduğu andan itibaren insanlaşma çabası başlar.

Çünkü çiğ bir varlık olarak dünyaya gelmiştir ve pişmesi için kat etmesi gereken yol uzun, bir o kadar da tarihsel bir yoldur.

Karşısına çıkan tüm ilkel duygular onu yolundan alıkoyma olasılığı taşır.

Mesela ezmek, mesela öç alma, alt etmek, üstünlük taslamak gibi çoğu zaman mantıkla da senkronize yürümeyen ve 'gerekçesiz özgüven'in de beslediği dürtülerdir bunlar.

Birçok insan gayet basit gibi görünen bu dürtülere yenik düşüp insanlaşma sürecini tamamlayamadan, yani insanlaşamadan hayata veda eder.

İnsanın insan olma yolculuğunu sorgularken karşımıza sıklıkla şu soru çıkar;

Peki insanlaşma sürecini tamamlayamayanların zararı kendine midir?

Cevabı ben vereyim.

Hayır maalesef.

Hatta kendi dışında herkese zarar verir desek çok yanlış bir şey söylemiş de sayılmayız.

İnsanlaşamayanın zararı dünyaya, yaşadığı toprağa, çevresine, içinde bulunduğu her ortamadır. Ama en önemlisi de kesiştiği hayatlarda yarattığı tahribattır.

O tahribat başka büyük felaketlere, yıkımlara neden olacaktır.

Meseleyi memlekete çevirelim. Spesifik bir konu seçip ezen - ezilen denkleminin nasıl işlediğine ve insanlaşma sürecinde politik olarak nerede olduğumuza bir bakalım.

Malum Kürt siyasetinin parlamentoda da temsil edilen tek partisi HDP'nin belediye yönetimlerini kazandığı il ve ilçelerinin belediyelerine bir bir kayyım atanıyor, belediye başkanları gözaltına alınıyor ve neredeyse tamamı tutuklanıyor.

İktidarların Kürt siyasetiyle bu durumu çok uzun süredir yaşadığı ve elimine etmek için elindeki devlet aygıtlarını kullanması elbette ilk defa yaşanmıyor ama niyet ilk defa bu derece net ve kullanılan yöntemler de gizlenmiyor/buna ihtiyaç duyulmuyor.

Aslında hak, hukuk, adalet algısı, ezen - ezilen paradigmaları gibi insanlaşma sürecinin belirleyici ve temel ayaklarının hali büyük resimde gayet net ortada.

Peki madem, biraz daha yakınlaştıralım o resmi; gece vakti Diyarbakır Sur'da bir eve baskın yapan polis memurları, belediye başkanına gözaltı talimatı alınmış. Aralarından biri evden içeriye girer girmez karşısına çıkan çocuğun kafasına silahını dayıyor, yere yatırıyor ve hareket etmemesini söylüyor.

Bunu yaptığı çocuk daha 10 yaşında.

Birazdan annesi gözaltına alınacak.

Belki de hayatının en büyük travmasını annesinin gözaltına alınacak olmasıyla yaşayacakken gördüğü muameleyle travma şiddeti ve hasarı onlarca kat artmış bir çocuk.

Diyarbakır Sur ilçesi Belediye Başkanı Filiz Buluttekin'in oğlu.

İşte biraz önce bahsettiğim insanlaşma sürecini tamamlayamamış ellerin kesiştiği hayatları tahrip etmesinin net bir örneği.

Bizim ve tüm dünyanın başına bela olan o insanlaşamamış el, o eller işte!

Savaşların, düşmanlıkların, sorunların sürme ve hatta başlama sebebi.

O kadar da abartma demeyin, belki de az bile söylüyorum.

Çünkü sadece tek bir kişinin eylemi değil o el, temsil ettiği gücün eli ve ortaya koyduğu da o gücün davranış modeli.

Sonuçta 2020 yılını karşılamamıza sayılı günler kala bir çocuk daha Kürtlüğünü, annesinin bir gece evden alınışı, kafasına dayanan o silahın korkutuculuğu, "Yere yat" diye bağıran o sesin hissettirdiği 'düşmanlık' üzerinden okumaya başlayacak...

Bir çocuk daha 'biz' ve 'onlar' ayrımının en kızgın noktasından başlayacak sorgulamaya.

Bir çocuk daha öfke, haksızlığa uğrama duygularıyla boğuşacak.

Bir çocuk daha sorduğu tüm soruların karşısında 'çünkü Kürdüm' yanıtını bulacak.

80'lerden 2020'lere gelişemeden gelen ve çocukla bile doğru bir iletişim, hissi bir bağ kuramayan, 'hesaplaşma' ve 'düşmanlık' güdüsünden kurtulamayan, insanlaşamamış yetişkinler ve maalesef o yetişkinlerin dünyasına maruz kalan bir çocuk daha.

Ve yine bir çocuk üzerinden doğan ve asla yanıtlanamayan o cevapsız sorular...

Peki bu çocuklar nasıl barışı savunacak?

Peki biz bu çocuklardan nasıl barış sevdalıları olmalarını bekleyeceğiz?

Şiddetin travmasıyla tanışmış bu çocukların insanlaşma sürecinde dürtülerinden sıyrılmalarına nasıl yardımcı olacağız?

Gelecek nesillerden beklentimiz tek perspektiflerinin barış olması değil midir?

Beri yandan şahsi olarak takıldığım bir başka konu daha var. Bunu da söylemeden bitirmek istemiyorum yazıyı.

İşi kalemle, düşünceyle olan bizler gün geçmiyor ki bir bölücülük suçlamasıyla karşılaşmayalım.

Her dem savunumuz barış.

Her dem derdimiz şiddete karşı durmak.

Sırf bu söylemden ötürü bedeller ödendi ve ödenmeye de devam ediliyor.

Öyle az buz bedeller de değil üstelik.

Peki ama kardeşim herkese 'bölücü' diyen ve yaptırıma tabi tutanlar bölücülüğün hasını yapan bu memurlarına ceza verecek mi?

Çocuğa, çocuk vatandaşına sahip çıkacak mı?

Haklarını ihlal eden o polis zihniyetine hesap soracak ve çocukta oluşması olası psikolojik sorunları ve hatta kızgınlıkları önlemek için bir girişimde bulunacak mı?

İşte bu soruların daha okurken kafanızda yanan cevapları, tüm meselenin de özeti niteliğindedir aslında.

Diyorum ya, tüm kötülüklerin sebebi o çocuğun kafasına silahı dayıyan o eldir ve o el de tek bir el değildir!

Tugçe Tatari T24

https://t24.com.tr/yazarlar/tugce-tatari/boluculugun-hasi-10-yasindaki-cocugun-kafasina-silah-dayamaktir,24984

 

27.12.2019 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz