Son zamanlarda dünya basını ve televizyonlarında Somali ile ilgili aynı haber yer alıyor : yalnızca “terör” örgütü El Şebab’ın bulunduğu bölgede açlığın olduğu söyleniyor. Bu şeriat “hükümlü” grup, Batı’dan gelen yardımları engelliyormuş. Açlık zincirini kıramamanın tek nedeni teröristlermiş. Onlar olmasa, açlık ortadan kalkacakmış.
Biliyorsunuz ki Birleşmiş Milletler, 20 Temmuz 2011’den beri Somali’de açlığın şiddetli boyutundan söz ediyor. Alarm verildi. Fakat bu yirmi senedir süren bir durumun neticesiydi. Somali’de birdenbire ortaya çıkan fakirlikten değil, halkın hayatının bir parçası haline gelen “kronik açlıktan” söz edilmeliydi. Bu şekilde söylenmesi dürüstlük olurdu.
Buna rağmen, uzun senelerdir Somali’de çalışan yardım kurumları var. Ne yazık ki hemen hemen hepsi halka ilaç ve yiyecek temin ederken, silah satan ülkelerden para almak zorunda kalıyor. Silah satan ülkelerden kastım yalnızca Fransa yahut diğer Batı Avrupa devletleri değil. Bu kategoriye rahatlıkla Basra Körfezi çevresindeki Arap ülkelerini de katabiliriz.
Kurumlar arasında dikkatimi çekenlerden bir tanesi Dünya Doktorları. (Lütfen Sınır Tanımayan Doktorlar ile karıştırmayın. Ikisi çok farklı kuruluşlar).
Dünya Doktorları’nın çalışanları, ellerinden geldiğince bir savaş bölgesinden çıkar sağlayan ülkeler ve firmalardan para kabul etmeme gayreti içindeler. Bunu kurumun uzmanlarından Bernard Juan söylüyor fakat benim de Dünya Doktorları ila çalışma fırsatım oldu. Bunu kendim de görebildim. Meselâ Birmanya için Total şirketinden para almıyorlar. Ruanda konusunda da Fransa’dan yardım kabul etmiyorlar. Ama ne yazık ki yüzde yüz pisliğe bulaşmamış devletlerle ortak bir çalışma sürdürmek de imkânsız çünkü sayıları çok az ve çoğu da zengin değil. Bu durumda ister istemez devletlerin temiz ve kirli yüzleriyle aynı anda çalışmak zorunda kalınıyor.
Dünya medyası da ülkeler gibi hem ak hem kara. El Şebab’ın kontrolünde olan bölgede açlığın olduğu ezberletiliyor. Yardımların Somali halkına ulaşamamasının nedeni terör örgütünün Batı’dan gelen insanî yardımları boykot etmesiymiş. Ne hikmetse diğer bölgelerdeki açlıktan bahsedilmiyor. Hatta Kenya’da yaşam mücadelesi veren 400.000 Somalili mültecinin durumu nedense susturuluyor. Oysaki Dadaab Kampı, dünyanın en büyük mülteci kampıdır. Açlığı ve kuraklığı beraber yaşayan 400.000 Somalili mültecinin hayat koşulları unutuluyor. Tartışılan yalnızca El Şebab’ın bulunduğu yer. Sanırsınız ki açlığın bir sınırı var ve tüm ülke acı çekmiyor.
Sizlerden El Şebab sempatizanı olmanızı elbette ki beklemiyorum ama bu örgütle ilgili yazı ve haber okurken iki kere değil on kere düşünmenizi rica ediyorum. Bugün ABD, El Şebab ila El Kaide örgütünün bağını kanıtlamaya çalışıyor. Böylelikle “terörle” her zamanki gibi mücadele etmenin gerekçelerini dünyaya “kanıtlıyor”.
Aslında ABD’nin tek arzusu petrol yolu olan Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’nu kontrol etmek. Güçlü bir Somali’nin yalnızca fikri bile ABD’yi korkutuyor. Somali gelişirse, kendi başına Aden Körfezi’ni kontrol eder ve böylece Batı çıkarları yok olur. Bu yüzden Somali’de “terör” grubunun bölgesine yardımı kesme emri de New York’tan geldi.
Anlaşılan daha uzun süre Somali’ye hem yardım edilecek hem de açlığın devamı için kaynak sağlanacak. |